Önlükler...

Önlükler

Anadolu kadınının çalışırken kullandığı birbirinden güzel önlükler, onların yaşam felsefesini de gözler önüne seren birer belge gibi...



Üreten Anadolu kadınının vazgeçilmez giysilerinden biridir önlük... Tarımla, hayvancılıkla uğraşan, çalışan kadının beline bağladığı, önüne gerdiği bir giysi parçasıdır. Ev tezgâhlarında yünden dokunup, bin bir renkle işlenen; kadın dünyasının, yaşam felsefesinin bir tür yazgısı... Efes’in bereket tanrıçası Artemis’in ayak bileklerine kadar inen önlüğü gibi; köylü kadını, Türkmen’i, Yörüğü, göçeri de, önlüğünü kendi eliyle dokur, işler, örer... Ve üzerine beklentilerini, isteklerini, simgeleşmiş inançlarını çeşitli süslemelerle dile getirir. Her biri ayrı bir sembol olan bu desenler içinde neler yoktur ki... Stilize güneş, hilal, yıldızlar, koruyucu gözler, hayat ağacı, yılan, koç boynuzu, çeşitli üçgen şekiller, dişil ve eril semboller, bitki çiçek türleri, renkler, sayılar...

İYİ DİLEKLERLE DONATILI
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde öncek, futa, önlücek, peştamal, gök bezi, peşkir, ön gergisi gibi isimler alan önlükler; kadının sıhhatli, uzun ömürlü, doğurgan, üretken ve kötülüklerden uzak bir ömür sürme isteğinin göstergesidir. İşte tüm bu iyi dileklerle donatılmış önlükler; bağda, bahçede, evde, çadırda, dağda, bayırda, tarlada, ovada, durmadan çalışan kadınlar tarafından kullanılır... Her genç kız da, çeyizi için on-on beş tane önlücek hazırlar. Ve bunların bir kısmını, artık önlüğü dokuyamayan, süsleyemeyen, gücü yerinde olmayan nenelere, düğün davetiyesi (okuntu) olarak gönderir. Bu, önlüklerin sadece işlevsel bir rolü olmadığını, sosyal yaşamda da önemli bir yeri olduğunu gösterir.
Kadının karın bölgesini kaplayan veya ayak bileklerine kadar inen önlüğün içinde bağdan, bahçeden, kırlardan toplanan şifalı ot, çiçek, bitki ve madımaklar taşınır. Karadeniz kadını; çayını, fındığını, otunu ve sebzesini peştamalına toplar. O nedenle kadın her sabah giyinip kuşanır önlüğünü; peştamalını beline çalıp günlük yaşamına hazırlanır... İşte tüm Anadolu halk el sanatlarında görülen şekiller, süslemeler; onların ‘sessiz sedasız’, yazısız görsel alfabesi gibidir.
Önlüklerde kullanılan renkler ve süslemeler ayrıca, yörelerin, bazı grupların kimliklerini de belirtir. Mesela, Anadolu’nun Türkmen kızları ve kadınları genelde kırmızı, pembe yün dokuma önlücek kullanırlar. Bu dokumaların üzerini mavi pamuklu bezden (oturtma) aplike ve nakışla üçgenler yaparak donatırlar. Çünkü Türkmenlerde üçgenin, inançlar içinde önemli bir yeri vardır. İlginç olan, önlüklerdeki üçgen desenlere, üç-dört bin yıl önce Alacahöyük evlerinin duvarlarında, daha sonra Kapadokya bölgesinde, Nevşehir’in peribacaları içindeki ilk kilise duvar süslemelerinde de rastlanılmasıdır. Sanki eski inançların izleri, zincir halkaları gibi günümüze kadar evrenselleşerek uzanmış...



YÜZLERCE YILLIK SENTEZ
Mavi ve beyaz boncuk, deniz kabuğu, iki delikli beyaz taş düğme, madeni takı ve renkli püsküllerle de süslenen Anadolu önlükleri, aslında Anadolu’daki Hitit, İskit, eski Yunan, Roma, Selçuklu, Osmanlı ve Türkmen kültürlerinin bir sentezidir. O nedenle etnografyaya ait eserlerin korunması, saklanması, ilgiyle, sevgiyle ele alınması, renkli bir dünyaya açılan ışıklı bir penceredir. Bir önlük parçası deyip geçmeyelim ve onu bazı arkeolojik, etnolojik eserlerdeki izini sürelim... Örneğin; Moskova Tarih Müzesi’nde sergilenen, İskitlere ait deriden yapılmış yedi bin yıllık yuvarlak kısa önlük ile Kıbrıs tanrıça heykelciklerinin karın üzerindeki bitki desenli önlükleri, kutuplardaki heybetli tanrıça heykellerinde ve Bizans’ın kutsal kadın ikonalarında da görüyoruz. Kısaca Orta Asya, Anadolu ve Avrupa’ya doğru uzanan bir önlük kültürünün varlığını farklı açılardan irdeleyebiliriz.
Ayrıca birçok ülkenin folklor giysilerinde gördüğümüz önlüklerin hepsi, evrensel bir kültürün geleneksel ürünleridir. Bugün şık, temiz modern garson kızlarımızın, kadınlarımızın kullandığı, kar gibi beyaz pamuklu patiskadan veya naylondan dikilen, karın kısmını kaplayan yuvarlak, kenarları dantelli, fistolu önlükleri ile İskitlerin kısa yuvarlak deri önlüğü ve tanrıçalar arasında bağlantı kurabiliriz... Yerküremizde gördüğümüz birçok eser, çizgi, desen, resim, renk ve giysi; bize geçmişten dostluk, birlik, barış mesajları iletir. Bereket tanrıçası Artemis’in önlüğünde yer alan keçi, arı ve bitki desenleri üretkenliği simgeliyordu. Bu inancı hâlâ sürdüren Anadolu kadını, üreterek yaşam olayını önlüklerinin üzerine işliyor; yüzlerce yılın kültürünü, tanrıça Artemis’in sesini, soluğunu hissederek günümüze taşıyor.

Yazıda kullanılan önlükler, Sabiha Tansuğ koleksiyonundandır.











  Not: Bilgiler http://www.thy.com den alıntıdır.

Yorum (0) Yorum yaz!

Oyalar...











Anadolu toprağının bin bir türlü bitkisi, rengârenk çiçekleri kadın ruhunda, düşünde, gözünde ve elinde oyalarla yeniden doğar. Bitkilerin, çiçeklerin tanrıçası İyonya’lı Flora, ölümsüzlüğünü oyalarda sürdürür. Avrupa’da ‘Türk danteli’ olarak adlandırılan oyanın tarihçesinin Anadolu’da Friglere, MÖ 8. yüzyıla dayandığı tahmin ediliyor. Kimi kaynaklar, iğne ile yapılan örgülerin 12. yüzyılda Anadolu’dan Yunanistan’a ve oradan da İtalya üzerinden Avrupa’ya geçtiğini belirtir. Eski geleneklerde, kadınların başlarına giydikleri hotozları, baş örtüleri, yazmaları, mevlut örtüleri, namaz örtüleri değişik tür oyalarla süslü olurdu. İç giysilerde, üst giyim süslerinde, ‘çevrelerde’, ‘peşkir’lerde, daha birçok yerde dekoratif süs malzemesi olarak da kullanılırdı. Ege’nin ‘erkek başlıkları’ da, kat kat oyalarla donatılırdı.





EN DEĞERLİSİ, İĞNE OYASI
Anadolu’nun her yöresinde değişik biçim ve motiflerle karşımıza çıkan oyalar, kullanılan araçlara göre farklı isimler alır: İğne, tığ, mekik, firkete (çatal), boncuk, çaput, püskül gibi...
İğne oyası, varlıklı, aristokrat, şehir kadınlarının ürettiği bir oya türüdür. Dikiş iğnesi ve genellikle ipek iplik ile işlenen bu oyalar, özellikle Osmanlı Sarayı’nda en güzel örneklerini vermiştir. Tığ oyaları, tek tığla istenilen renklerde farklı şekiller verilerek örülebilir. İğne oyasından farkı daha kalın bir iplik kullanılması ve daha kaba görüntüsüdür.
Mekik oyalarını daha çok, köy ve kasaba kadınları üretir. Kemikten yapılmış, küçük bir mekikle dokunur. Tek veya iki renk kullanılır. Firkete (çatal) oya, bir renk ipliğe boncuk, pul, mercan, inci dizilerek örülür.
Daha çok köylerde kullanılan ve kıt olanaklarla çok güzel yaratıcı örneklerin çıkarıldığı çaput oyasında, renk renk bez parçalar kare şeklinde kesilip katlanır ve tığla örülür. Püskül oyaları da tığla işlenir.

Anadolu’da sıkça rastlanan boncuk oyası ise, tığ ve iğne ile örülen oyaların uçlarına çeşitli renkte boncukların geçirilmesiyle yapılır. Koza oyalarının malzemeleri koza parçalarıyla ipektir. Ana motifler kozalarla meydana getirilir, sonra da iğne ve tığ ile örülmüş kısımlara eklenir.

ÇİÇEKLERİN DİLİ OLSA
Kadının zarafeti, duyarlılığı, yaratıcılığı, hassasiyeti, doğurganlığı, doğayla bütünleşmesi ve felsefesi en güzel oyalarda gözlenir. Bu incelikli ve zarif sanatın gizemli bir dili vardır. Genç kızlar, yeni gelinler, genç kadınlar, umutlu–umutsuz aşklarını, beklentilerini, müjdeli haberleri, mutluluklarını, mutsuzluklarını, küskünlüklerini, kocaları ile geçimsizliklerini oyaların diliyle çevrelerine iletirlerdi.
Örneğin Marmara ve Ege yöresindeki çiçek oyaları başlı başına bir olaydır. Kadın, başını doğanın insana sunduğu en güzel armağan olan çiçeklerin oyalarıyla donatırdı. Ve bu çiçeklerin türü, yaşa göre de değişirdi. Yaşlı neneler, küçücük kır çiçeklerini kullanırlardı.


Bir nevi toprağa dönüşünü simgelerdi bu kır çiçekleri. Kızlar, gelinler, genç kadınlar, gül, çardak gülü, karanfil, yasemin, sümbül, menekşe, nergis, yıldız çiçeği, küpe çiçeği oyalarını kullanırlardı. Ve hepsinin de şekliyle, rengiyle ilettikleri mesajlar vardı.
Kırkına gelen kadınlar boynu bükük lâle çiçeğini kullanırlardı. Sarı nergis oyasını başına bağlayan, Latin şair Ovidius’un MÖ 8. yüzyılda yazdığı Narkissos şiirindeki gibi, ümitsiz aşkını duyururdu.
Erkeği gurbete giden kadın, yaban gülü oyası; yeni gelinler, gül, çardak gülü oyası bağlardı. Sevdiğiyle evlenecek olan nişanlı kız, pembe sümbül ve badem çiçeği; aşık kız, mor sümbül oyası takardı. Erik çiçeği oyasını, gelinler kullanırdı. Kocasıyla arası ‘nahoş’ olan yeni gelin, başına biber baharı oyasını seçer; “ilk günlerinde evliliğime acı düştü” demeye getirirdi. Yok eğer kırmızı acı biber oyası bağlanmışsa başına, bu kocasıyla arasının biber gibi acı olduğuna işaretti.

TÜRKAN ŞORAY KİRPİĞİ’
Konya’da nişanlı kızlar, kayınvalidelerine oyalı yazma gönderirler. Eğer kızın gönderdiği ‘çayır çimen’ oyasıysa araları iyi demektir. Yok eğer ‘mezar taşı’ oyası göndermiş ise “aramızdaki soğukluk ölüme dek sürecektir” anlamına gelir. Yollanan ‘kıllı kurt’ oyası ile, genç kız, ilişkilerinin hoşnutsuzluğunu belirtmiş olur. Bu olay düğün töreni sırasında komşular tarafından izlendiğinden elbette tüm kayınvalidelerin dileği gelinlerinden ‘çayır çimen’ oyası alıp başlarına bağlamaktır.
Erkek ailesi de gelinine iki veya üç adet çiçek oyalı ‘gelinlik yazması’ gönderir. Gelin başı, gönderilen bu oyalarla hazırlanır. Anadolu’nun bazı yörelerinde gelinlere, dal çiçek oyaları takılır. Pek çok çeşidi olan dal oya, dallı budaklı, çoluklu çocuklu olmak isteyen gelinin bir nevi hayat ağacıdır.
Oyalarda sadece kadının duyguları değil, toplumda iz bırakan olaylar da izlenebilir: ‘Paşa yıldızı’, ‘Zeki Müren kirpiği’, ‘Türkan Şoray kirpiği’, ‘Ecevit kirpiği’, ‘kaymakam gülü’, ‘Atatürk çiçeği’, ‘Japon gülü’,sarhoş bacağı’, ‘çoban biti’, ‘bekar biti’, ‘hanım köleye sarıldı’, ‘köle hanıma sarıldı’, ‘garip yuvası’, ‘topal kız’, ‘kral kızı’, ‘saray süpürgesi’, ‘gelin güvey oyası’, ‘elti eltiye küstü’ ve daha niceleri oyalara geçirilir. Anadolu’daki köklü kültürün ürünü ve başka dillerde karşılığı bulunmayan oyalar, günümüzde kadınların başörtü kenarlarını süslemekle kalmıyor, modern tasarımlarda da aksesuvar olarak kullanılıyor. Yüzyıllardır da çeyiz sandıklarının önemli bir parçasını oluşturmaya devam ediyor.
















Yorum (0) Yorum yaz!

Kitre bebek...




Bebek, dünyanın en eski oyuncağı olarak bilinir. Teknoloji ne kadar ilerlese de çocuk ve çocukluk var olduğu sürece bebekler de var olacaktır. Bu bir bakıma çocukların oyunlarında hatta kurdukları küçücük dünyalarında anne, baba, kardeş, arkadaş veya kendilerine yer verme isteğinden doğmuştur. Psikologlar dahi çocukların oyuncak bebeklerine davranış biçimlerini inceleyerek aile içi şiddete maruz kalıp kalmadıklarını, anne ve babanın ev içindeki davranışlarının çocuğu nasıl etkilediğini ve daha birçok konuyu gözlemledikleri bilinmektedir. 
           Hitit, Frig, Bronzçağ ve Cilalıtaş devri tabakalarında bulunan ve dini törenlerde yer aldığı sanılan heykelciklerin bir kısmının oyuncak bebek olduğu, bir kısmının da ana tanrıça kültü ile ilgili olduğu anlaşılmıştır. Burdur yakınlarındaki Hacılar höyüğünde yapılan kazılarda kilden yapılmış, yüzleri boyalı, çıplak başlarına sonradan saç kondurulmuş figürlere rastlanılmıştır. Eski Mısır'da ve Amerika yerlilerinin yaşadığı bölgelerde yapılan çalışmalarda da ağaç bebek ve tanrı heykelleri yine yan yana bulunmuştur. Ancak yerlilerin bebek figürlerini büyü yapmak amacıyla kullandıkları da bilinmektedir. Afrika’daki bebekler, genel görünüşleri ile, oyulmuş tahta fetişleri andırır. Oranj'da Fingo halkı, bebeği uğur sayar, çocukları olana kadar yanlarında taşırdı, Eski Japonya'da ise bebekler canlı olarak görünüz ve giydirilir, hatta beslenirdi. 
     
      Çok genç yaşta evlenilen Hindistan'da Müslüman ve Mecusilerde bir kız evlenirken itina ile giydirilmiş bebekler hediye edilirdi. Doğunun geri kalmış bazı toplumlarında ise içinde cinlerin bulunduğuna inanıldığı için kız çocuklarına bebek verilmezdi. Türkiye'de bebeğin dini ve sıhhi rolleri vardır. Anadolu köylerinde daha çok yağmur dualarında ve bahar törenlerinde büyüsel özellikler taşıyan bir sembol olarak kullanılırdı. Bunlar Hemecik, Korçak, Çömçe, Gelin, Karaçör oyunu gibi adlar alır. Görüldüğü gibi, tüm dünyada ve Türkiye'de bebek oyun amacıyla olduğu gibi, büyü amacıyla da kullanılan bir sembol olmuştur. Bebekçiliğin bir sanat dalı olarak ortaya çıkışı ise 20. yüzyıl başlarına rastlar. Dünyada ilk bebek sergisi, Kızılay, Kızılhaç, Kızılarslan ve Güneş derneklerinin katılımı ile 1936 yılında Taksim Belediye Bahçesi'nde açılmıştır.
     
      Yarışmalı olarak düzenlenen sergiye 20 ülke katılmıştı. Daha sonra Türkiye'de ve yabancı ülkelerde pek çok kez bebek sergileri düzenlenmiştir. Akşam Kız Sanat ve Olgunlaşma Enstitülerinde bebekçilik dersleri konuldu. Ayrıca Kızılay Derneği rehabilitasyon çalışmaları programına sakat kimselerle, evlerinde çalışmak zorunda olanlar için sürekli bebekçilik kursları açıldı. Kurslarda yetişenlerin imal ettikleri bebeklerin satışlarına yardım edildi. ilk serginin gördüğü büyük ilgi Kızılay'a zaman zaman sergi açma cesareti verdi. Türkiye'de bebekçilik sanatının doğmasında bu sergilerin önemli rolü oldu.
     
Bebek nasıl yapılır?

      Bebek sanatında iki tür teknik kullanılır. Birincisinde başa kumaş gerilir, yüz hatları dikiş atılarak belirlenir ve iğne ile anlam kazandırılır, ikinci teknikte ise, tel ve kağıt üzerine sarılan başın üzerine pamuk katları kitre ile yapıştırılarak işlenir. Bir heykeltıraş titizliği ile çalışılır. Pamuk kuruduktan sonra boyama işlemine geçilir. El ve ayak için ince tel üzerine parmaklar ayrı ayrı kitre ve pamukla sarılır. Daha sonra parmaklar bir araya getirilerek iplikle bağlanır. Pamukla etlendirilip, parmaklara hareket verilir.
     
      Kuruduktan sonra boyanır. Ayaklara bacak için kalın tel, kollara ise daha ince tel kullanılır. Bu eklenen tellerin üzerine yumuşak pelür kağıdı sarılır. Kollar, bacaklar ve baş hazırlandıktan sonra, hepsi bağlanarak birleştirilir. Bu işlem yapılırken insan vücudundaki 1/7 oranına dikkat edilir. Beden kağıtla beslenip etlendirilir. Kuruduktan sonra boyanır. Son aşama olan kostüm hazırlanmadan önce, hangi yörenin kıyafeti giydirilecekse o kostüm hakkında araştırma yapmak lazımdır. Kostüm dikilirken antik kumaşlar kullanılıp, otantik nakışlarla zenginleştirilir.
     
Sultanhamam delisi
      Gerçekten yaşamış, gözlemlediğimiz bir kişi. Birkaç yıl öncesine kadar Sultanhamam'da sıkça görülmekteydi, Pek konuşmazdı ve kim olduğu bilinmezdi. Kim bilir, beklide ekonomik koşullar sonucu oluşmuş bir ruhsal dengesizlik örneği. Allah bu devirde ticaret yapanları korusun.
     
Bebek ordusunun komutanı
      Bebek sanatçısı Lütfiye Batukan, Türkiye'yi dünyaya tanıtan bin kişilik küçük dev "bebek ordusunun" yaratıcısı. Bugün Türkiye'nin en başarılı bebek sanatçısı olan. Lütfiye Batukan, çalışmaları ile Türk folklorunu dünyaya tanıtıyor. Milli kıyafetli bebeklerden oluşan yaklaşık bin parçalık koleksiyonun içinde Atatürk, Fatih Sultan Mehmet, Hacı Bayram Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan gibi tarihimizin önemli simaları yer alıyor. 48 yılını bu sanata adayan Lütfiye Batukan Mehteran Bölüğü, Mevleviler, Semazenler ve Kırk Haramiler gibi çok parçalı kompozisyonlara da imza atmış, insan tenine en uygun malzeme ve dünyada tek olan bir teknikle gerçekleştirdiği bebekler özellikle yabancı ülkelerde büyük ilgi görüyor.
     
      Yurtiçi sergilerle yetinmeyen Lütfıye Batukan, folklorumuzu tanıtmak için yurtdışında da sergiler açıyor, Eserleri Amerika Birleşik Devletlerindeki Tekstil Kataloğu'nda ve Viyana'daki Bebek Müzesi'nde yer alan sanatçı, ABD'de düzenlenecek bir sergiye hazırlanıyor. Polonya'da düzenlenen Milli Kıyafetli Bebek Yarışması'nda başarı ödülü sahibi olan sanatçı, Türkiye'de düzenlenen Milli Kıyafetli Bebek Yarışması'nda birincilik ödülü almıştı.



   

Haber: Malatya'da 'Kitre Bebek'  Bölge Yarışması Düzenlendi




 Folklorik kitre bebek yapımı 19.yy da başladı.Kaynaklardan öğrenildiğine görede ilk folklorik kitre bebeği Ankaralı Zehra Müfit yapmış.
Kitrenin yapıştırıcı olarak kullanıldığı bu bebek yapımında iskelet kısmı tel ile oluşturuluyor.Telin üzerine iplik, pamuk ve kağıt kitre yardımıyla yapıştırılarak beden şekillendiriliyor.Ten rengi boyanıyor.Sonrada yaptığınız bebeğe uygun kıyafetler dikip giydirilerek bebek tamamlanıyor.Tabii ki anlatmak her zaman çok kolaydır.Yapımı ise çok sabır ve emek isteyen , güçlü bir estetik duygusu ve bilgi gerektiren bir sanat dalı.
Bu alanda araştırmalarım sonucunda bulduğum dereceleri olan üç sanatkar buldum.Mutlaka bu işi icra eden bilmediğim ve duymadığım sanatkarlar vardır.Hepsinin ellerinden öpüyorum.Bu işi yapan herkesin ellerine sağlık diyorum.
Bu sanatı icra edenler; Lütfiye BATUKAN , Nimet DOLLS , Selma K. YURTLU
Yukarıdaki bebekler Selma hocanın öğrencisi olan ve şu anda Antalya il kültür müdürlüğünde çalışan benim kardeşim dediğim Aysun Çobanoğlu'na ait.Aysun'un da bu konu ile ilgili bir yazısı bulunuyor.Onada buradan ulaşabilirsiniz.Aysun ÇOBANOĞLU.

                
Bu eserleri yaratan, Nimet Dolls un biyografisi:
 1947 Yılında Amerikan Kız Koleji'nden( Robert Kolej ) mezun oldum.
Hocam Zehra Müfit hanımın yaptığı bebekleri görüp hayran olduğumda ve hobi olarak kendisinden ders almaya başladığımda bu işin hayatımı yönlendireceğini hiç düşünmemiştim.
Hocamın vefatından evvel " Nimet, elimi sana veriyorum, bu işi benden sonra sen götüreceksin." sözlerinden bir süre sonra 1955 yılında Beyoğlu Amerikan Haberler bürosunda ilk sergimi açtım.
Büro tarafından yılın en başarılı sergisi olarak nitelendirilen bu serginin Ankara ve İzmir bürolarında da yinelenmesi önerildi.
Ankara sergisinde Dönen Dervişler ile Sema kompozisyonu Konya Mevlana Müzesi tarafından alındı ve yıllarca müzede sergilendi.
Türkolog Anne Marie Schimmel'in isteği üzerine Margburg Dinler Tarihi Müzesi'ne de bir benzeri yapılıp gönderildi.
Bu konuyu bir sanat olarak algıladığım için aynı yıllarda Topkapı Sarayı'nda Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in Tezhip-Minyatür derslerine ve Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Atölyesine misafir öğrenci olarak devam ettim.
Ayrıca torun sahibi iken de Salzburg'daki yaz akademisinde dersler aldım.
1960 Yılında Beyoğlu-İstiklal caddesinde " Elif Bebek " atölyesini açtım. Aynı yıl bana hayat boyu en olumlu desteği veren eşim ressam Tayfur Sanlıman ile evlendim.
" Dünya'da iki yerde 100% el yapımı bebek gördüm, biri İsrail'de biri de sizsiniz... " Bu sözler dünyaca ünlü bir bebek kolleksiyonerine ait.
Bebeklerimi Kitre ve Pamuk kullanarak tek tek baş, kollar parmaklar, ayak-bacaklarını hazırladıktan sonra doğru oranlarda ve konunun pozuna uygun olarak biraraya getiririm.
Kıyafetlerin gerçek olmasına azami özen gösteririm.
Çalıştığım bir diğer tip de Mısır Kabuğu ile yapılan bebeklerdir.
Sosyal faaliyetlerim içinde en önemlisi Uluslararası İş ve Meslek Kadınları - Soroptimist teşkilatı içindeki çalışmalardır.
Amacı kadının statüsünü yükseltmek olan bu gönüllü kuruluşta Türkiye Federasyon Başkanlığı ve Milli Delegelik yaptım.
İnsanlık tarihi kadar eski olan figürlerin, günümüzde büyük sanayi haline gelene kadar geçirdiği evreleri ve ' Bebeklerin Hikayesini ' anlatan dia gösterisi ve sergimi içeren bir programım var.
Sergiler :
1950-51 Kızılay'ın düzenlediği Uluslararası Bebek Sergisi
1953 - İstanbul'un Fethinin 500. yılı sergisi
1955 - Amerikan Haberler Büroları Sergileri
1956 - Tarsus Gemisi ile Amerika
1958 - Galatasaray Lisesi
1959 - Türkiye Bebek Müsabakası ( 1. lik ödülü )
1968 - Kızılay'ın 100. Yıldönümü Sergisi
Programın Sergilendiği Yerler
1987 - Türk - Japon Derneği
1988 - Türk-Amerikan Üniversiteliler Derneği
1997 - Kadıköy Kültür Merkezi ve Irmak Lisesi
Değişik Tarihlerde Levent - Şişli - Pendik - Etiler - Adana Ankara Soroptimist Kulüpleri
2001 - Safranbolu Kültür Festivali
2002 - Saraybosna " Köklerimiz " konulu seminer
2003 - Bozcaada " Yaşamdan Kesitler "
Öğretmenlik
- Rekreasyon Derneği
- Amerikan Dersanesi
- Gültepe Halk Eğitim Merkezi

Günümüzde Bebek kelimesi birkaç değişik anlam dışında o kadar " çocuk oyuncağı " anlamında kullanılmaktadır ki kelimenin ilkel kullanım amaçları neredeyse tümüyle unutulmuştur. Oysa " idol " yani tapınılan şey anlamına gelen Yunanca kelime 18.yy dan sonra ingilizceye bugünkü anlamıyla " Doll " olarak geçmiştir.
Aslında bu küçük insan figürleri ( Bebekler ) insanlık tarihi kadar eskidir. Eski medeniyetler ait mezarlarda dini ve oyuncak amaçlı figürinler bulunmuştur.
Benim yaptığım insan figürleri ise " Yaşamdan Kesitler " sunmak amaçlıdır.

Yorum (0) Yorum yaz!

Etkili Sunuş...





ETKİLİ SUNUŞ
Yazarı : Christian E. BINGAMAN

SUNUŞLAR NEDEN YAPILIR?

Sunuş, bir topluluk önünde konuşma forumudur. Bir organizasyon adına içeride ya da dışarıda sunuş yapılabilir. Dış sunuşlar ikna etmeye yöneliktir. Bunlar özel tutumlar örneğin,"Toplumun gelişmesine yardımcı olmak istiyoruz" ya da "Fiyatları yükseltmemiz lazım" ya da "Biz sizin için çalışıyoruz" veya "ürünlerimiz tamamen doğal maddeler içermektedir" gibi geliştirmeye çalışır.

İçe yönelik sunuşlar genellikle enformasyon yaymak amacıyla verilir. Bunlar; bolümler, yöneticilerle astları, kıdemli işçilerle genç işçiler arasında bilgi paylaştırmanın bir aracı işlevini görür. İç sunuşlara örnek olarak brifingler, tanışmalar ve eğitim etkinlikleri verilebilir.

Sunuş bir iletişim kanalıdır. Organizasyonun büyüklüğü, karmaşıklığı ve yönetim felsefesi sunuş gerektiren olayların yapısını ve türünü belirler. Sunuşlar çok çehrelidir. Konuşmacı, dinleyiciler, amaç, zaman, yer ve konu bunların tümü sunuşun etkinliğine katkıda bulunur. Bu yüzden, konuşmacının iletişim sürecinin karmaşıklığının ve dinamiklerinin bilincinde olması önem taşır.

BİR GRUP ÖNÜNDE KONUŞMA KORKUSUNU HAFİFLETMEK

Şirket içinde bir sunu yapmanın düşüncesi bile midenizde kramplar oluşturuyor, ağzınızı kurutuyor, terlemenize neden oluyor ve bacaklarınızı titretiyor mu? Eğer durum buysa, yalnız değilsiniz. Çoğu insan topluluk önünde konuşmaktan korkar. Bu korkuyu insanları gerçeklikten kaçmaya yönelten algılanmış bir tehdit meydana getirir.. Korku, algılanmış tehditle orantılı ya da orantısız olabilir.

Kendisini yaratan nedenle orantılı olan korku, sizi olumlu ve yapıcı bir şeyler yapmaya yöneltir.

Buna karşılık orantısız korkular psikolojik ve duygusal bakımdan zararlıdır. Bir sunuş yapma korkusu algılanan tehditle genellikle orantılı olur. Konuşmacılar çoğunlukla; birincisi anlayış arayarak, ikincisi korkuyu yapıcı eyleme dönüştürerek -görevi üstlenerek- stresi yönetirler.

İLETİŞİM SÜRECİ

Etkili iletişim iki yönlü bir süreçtir; bir verici ile bir alıcı arasındaki düşünce alış verişidir. Konuşmacı (verici) olarak göreviniz, dinleyicilerin (alıcı) mesajı anladıklarından emin oluncaya kadar bitmez. Dinleyicilerden bir mesaj aldığınız zaman, bu mesajı anladığınızı dinleyicileri ikna edecek bir biçimde ifade edinceye kadar göreviniz tamamlanmaz. Verici ve alıcı eş zamanlı biçimde mesajı süzgeçten geçirir.

Süzgeçten geçirme işleminin sonucu şudur; Alıcı mesajı vericinin kastettiği biçimde algılamayabilir.

Dinleyicinin anlayışını zenginleştirecek müdahelerde bulunmak amacıyla sunuşun planlanmış düzenini değiştirmek için, konuşmacıların iletişim dinamiklerinin bilincinde olması gerekir. Örneğin, bir konuşmacı mesajı yeniden ifade edebilir, örneklere başvurabilir, diyagramlar çizebilir, dinleyicilerin duygularını yansıtabilir ve özetleme yapabilir. Sözcüklerin herkes için mutlaka aynı şeyi ifade etmeyeceğini unutmayın. algılama kişisel birşeydir.

İLETİŞİMİN ÖĞELERİ

Sözlü sunuşların yapılmasında yer alan iletişim öğeleri konuşma, dinleme, geri besleme (sözlü veya sözsüz) ve soru sormaktır.

Konuşma: Sesiniz tutumunuzu, duygularınızı ve iç durumunuzu yansıtır. İç dünyanızın bir aynasıdır. Sesli anlatımın başlıca öğeleri ses hacmi, ses perdesi, tonlama, kalite, hız, lehçe ve stildir.

Ses Hacmi: Yüksek ses, fikirleri vurgulamak amacıyla etkili biçimde kullanılabilir. Buna karşılık, gereksiz yere sesi yükseltmek mesajdan çok şey götürebilir ve dinleyicileri kızdırabilir. Öte yandan bazı insanlar çok yumuşak konuşur. Sanki odada dinleyicilerin olduğunun farkında bile değildirler. Ses hacmi ya da tonunda hiçbir değişiklik olmadığından bunların konuşma biçimleri monotondur. Sonuç olarak dinleyiciler hayallere dalıp uyuklayabilir ya da sinirlenebilir.

Ses Perdesi: Etkili konuşmacılar anlamı güçlendirmek ve kullandıkları sözcüklere canlılık kazandırmak amacıyla seslerini alçaltır ya da yükseltir. Ses perdesinin uygun kullanımı anlamı berraklaştırır.

Hız: Konuşmacının sözcükleri söyleme hızının farkında olması ve bunu kontrol etmesi gerekir. Konu karmaşık olduğu zaman konuşma hızı düşürülmelidir.

Kalite: Kalite, kişinin sesinin kendine özgülüğünü anlatır. Ama duygusal ve fiziksel durumlarda etkide bulunur.

Tonlama ve Telaffuz: Tonlama, konuşma seslerinin yapısını anlatır. Telaffuz ise seslerin sözcükler içinde kaynaşmasıdır.

Stil: En çekici stil sohbet biçiminde olanıdır. Bu, ezbere, kendiliğinden konuşmak demek değildir. Tam tersine dinleyicilerden herbirine sanki kendisine konuşuluyormuş duygusunu veren bir konuşma tarzıdır.

Dinleme: Etkili iletişim hem dinlemeye hem de konuşmaya bağlıdır. İki tür -pasif ve aktif- dinleme vardır. Pasif dinleme dikkatli suskunluğu ve en az yanıt vermeyi kullanır. Diğer kişinin fikirlerini istediği gibi ifade etmesine izin verir. Konuşmacı uzunca bir sözlü etkileşim beklemez. Suskunluk ya da tek bir sözcük yeterli olabilir. Bazen sözsüz bir karşılık daha uygun düşer.

Aktif dinleme daha zordur. Dinlerken karşımızdaki kişinin dilini, hızını ve konuşmasının içeriğini izlememiz gerekir. Aktif dinleme karşınızdakinin duygularını paylaşarak dinlemektir.

Geri Besleme: Geri besleme kişiye başkalarını nasıl etkilediği konusunda bilgi verir. İki tür geri besleme vardır.

Sözlü geri besleme ses perdesi, ses tonu ve konuşma hızıyla birlikte kullanılan sözcükleri kapsar. Sözlü anlatım konuşmacının başlıca mesajını dinleyicilere aktarır. Sesin kontrol edilmesi ses hacmi, ses perdesi, hız, nitelik, telaffuz ve stil üzerinde yoğunlaşarak başarılır.

Ses perdesi değişmesi bir sözcüğe genel anlamından daha güçlü bir anlam verir.

Sözsüz geri besleme, yani beden dili; yüz ifadelerini, göz temasını, duruşu, jestleri, fiziksel mekanı ve zamanı kapsar. Konuşmacının vücut hareketleri dinleyiciye gönderilen ikinci dereceden mesaja katkıda bulunur.

Yüz kasları ve gözler belki de vücudun diğer kısımlarından daha fazla sözsüz mesaj iletir. Örneğin, bir kaşın havaya kalkması şaşkınlık, gözlerin açılması hayret, tavana bakma derin düşüncelere dalma, yere bakma günlük hayaller kurma anlamına gelebilir. Yüz ifadeleri ve göz hareketleri dinleyenlere konuşmacının onlarla iletişim kurmak isteyip istemediğini ve mesajı anlamalarına ilgi duyup duymadığını anlatır. Dinleyenlerin mesajı anlamadığını düşünüyorsanız, konuyu yeniden anlatmanız ya da tekrar etmeniz veya karışıklığı düzeltmek için belki de bir örnek vermeniz gerekir.

Beden Dili: Konuşmacı kürsüye ya da podyuma yaklaşırken dinleyicide ilk izlenimini oluşturur. En iyi strateji emin adımlarla yürümek, notları hızlı bir şekilde düzenlemek, dinleyicilere bir göz atmak ve derin bir nefes alarak konuşmaya başlamaktır.

Öne arkaya sallanmak, ağırlığı bir bacaktan ötekine vermek ve gereksiz yere podyumun gerisine doğru gitmek dinleyicinin dikkatini dağıtır. Jestler el ve kollarla yapılan vücut hareketleridir. Genellikle konuşmacının kendini konuya kaptırması sonucu kendiliğinden ortaya çıkar. Örneğin, dinleyicilerden biri konuşmacıya bir soru yöneltirken konuşmacı kollarını göğsüne kavuşturarak durursa, dinleyiciler konuşmacının soruyu önemsemeyerek, savunmaya geçtiğini ya da başka sorular dinlemek istemediğini düşünebilir.

Poz. konuşmacının duruş biçimidir. Dimdik durmak ya da kendini koyuvermek dinleyiciye ayrı ayrı mesajlar verir. Konuşmacı fiziksel olarak rahat edebileceği şekilde, gergin olmayan bir çeviklik ve kontrol duygusu yaratarak durmalıdır. Ayaklar birbirine yakın olmalı ve ağırlık iki ayağa da eşit olarak dağılmalıdır.

Oturma Düzeni: Bir sunuş için oturma yerlerinin fiziksel düzenlenmesi bir mesaj verir ve dinleyicilerde bir tepki yaratır. Konuşmacının niyeti hazır bulunan herkesin aktif katılımını sağlamaksa, bu durumda oturma düzeninin bu mesajı vermesi gerekir.

Sunuş Programı: Dinleyicilerin zamanının en az sizinki kadar değerli olduğunu unutmayın. Başlangıç ve bitiş zamanları en küçük noktasına kadar belirlenmelidir. Ne olursa olsun, programa bağlı kalınmalıdır. Konuşmaya geç başlarsanız ya da önceden belirtilen zamanlarda ara verilmezse, bu durum konuşma konunuzu gölgede bırakabilir.

Sorular ve Cevaplar

İki tür -dolaylı ve dolaysız- soru vardır. Dolayısıyla sorular özgül bir konuyu ortaya atar. Bu sorular "evet", "hayır", şeklinde ya da kısa olarak cevaplanabilir. Dolaysız bir soruya şu örnek verilebilir: "Önceki slaytta gösterilen satış hacmi sadece Ocak ayına mı aittir?"

Dolaylı sorular açık uçludur. Cevap vermeden önce düşünmek gerekir. Örneğin, şu soru "Önceki slaytta gösterilen satış rakamlarına nasıl ulaştınız?"

Sorular şu işlevleri yerine getirir:

* Nedenleri saptamak.

* Tepkileri açığa çıkarmak.

* Öneriler almak.

* Dikkati yoğunlaştırmak.

* Geri besleme elde etmek.

* Zıt görüşleri ortaya atmak.

* Yaratıcılığı kamçılamak.

* Tartışma yaratmak.

* Mutabakatı sınamak.

* Performansı eleştirmek.

* Yeni alanlar keşfetmek.

* Anlama derecesini değerlendirmek.

Özanlayış

Öz anlayışınız kendi görme biçiminizdir. Bir sistem içinde kendimizi belli bir hiyerarşik düzeye koyarız. Birçok sistemin öğesi olduğumuz için kendimizi gördüğümüz düzey sistemden sisteme değişebilir. Son olarak hepimizin bir özel bir de genel yanı bulunmaktadır. Özel ve genel davranışlarımızın dört boyutu vardır:

1) Kendimizin bildiği ve başkasının bilmesine izin vermediği davranış.

2) Kendimizin bildiği ama başkalarına açık olmayan davranış.(derin duygular, fikirler)

3) Kendimizin bilmediği ama başkalarının gözlediği davranışlar.

4) Kendimizin bilmediği ve başkalarına da açık olmayan davranışlar.

Geri besleme (sözlü veya sözsüz), kendimizin bilmediği bu davranışların farkına varmamıza yardımcı olmak için başkaları tarafından yürütülen bir girişimdir.

Kendini Açığa Vurma

Açığa vurma sayesinde kendimizin bir parçasını başkalarıyla paylaşma konusunda serbestçe kararlar alırız. Kendimizi daha iyi anlamamız için kendimizi başkalarıyla paylaşmamıza gerek vardır. Kendini açığa vurma ancak kendinizi başkalarına gösterdiğiniz zaman ortaya çıkar. Bunun riskli olacağı korkusundan kurtulun. Bereket versin ki ödüller risklere ağır basar. Kendinizi açığa vurma süreci boyunca olgunlaşırsınız.

Kendini Analiz Etme

Kendinizi sürekli ve dürüst bir şekilde sınavdan geçirmenizi kapsar. Bunu yaparken aşağıdaki soruları yanıtlamak yardımcı olabilir:

1. Temel değerlerim neler?

2. Bu değerlerin herbiri benim için ne kadar önemli?

3. İhtiyaçlarım neler?

4. Bu ihtiyaçlardan hangileri karşılanıyor?

5. Karşılanmayan ihtiyaçlarım nasıl karşılanabilir?

6. Güçlü yanlarım ne?

7. Gelişme alanlarım hangileri?

8. Bu alanları nasıl bir güce dönüştürebilirim?

Olumlu bir öz anlayışa sahip olduğunuz zaman daha etkili bir konuşmacı olacaksınız.

Özet

Bu bölümde, etkili sunuşlar yapma konusunda sizi içsel olarak hazırlamaları bakımından iletişim süreci ve öz anlayışı inceledik.

2.BÖLÜM - SUNUŞLAR NİÇİN PLANLANMALI?

Planlama etkili bir sunuşun anahtarıdır. Planlama çok yönlüdür. En azından aşağıdaki noktaların belirlenmesini kapsar:

1. Sunuşun amacı.

2. Konuşmacının hedefi.

3. Dinleyicilerin rolü ve ihtiyaçları.

4. Lojistik: Ne zaman? Nerede? Kim?

5. Donanım ve materyaller.

6. Maliyetler.

7. Sunuşa yaklaşım.

8. Sunuşun içeriği.

Konuşmacının Hedefleri

Konuşmacının iki hedef dizisi bulunur: Sunuşun hedefleri ve kendi hedefleri. Bazı kişisel hedefler sunuşun etkisini arttırır. Bunun örnekleri şunlardır:

* Saygı, inanç ve güven uyandırmak.

* Geri beslemeden öğrenmek.

* Soruları daha iyi kullanmak.

* Özgüven oluşturmak.

* Aktif bir dinleyici olmak.

Sunuşun etkisini azaltan kişisel hedeflere de şu örnekler verilebilir:

* Bu uzmanlığa sahip tek kişi olduğunu göstermek.

* Terfi etmek.

* Başka birisini kötü göstermek.

* Övgü almak.

* Kişisel konumunu yükseltmek.

Dinleyicinin Hedefleri

Bir kişiden bir sunuşa katılması istendiğinde, çoğunlukla Şu iki kendiliğinden tepkiden birisini gösterir: "Harika!" ya da "Zamanımı boşa harcamayacağım."

Dinleyicinin Rolü

1. Bölümde sunuşun iletişime yönelik bir forum olduğunu belirttik.

Dinleyicinin rolü pasif değildir. Dinleyici sözlü ve sözsüz olarak enformasyon gönderir.

Dinleyici Nedir?

Dinleyici, özel bir amaçla bir araya getirilmiş insan grubudur. Dinleyiciler arasındaki tek ortak bağ bu olabilir. Bir sunuş sırasında, her zaman iki çeşit karşılıklı etkileşim görülür:

1) Dinleyicilerin arasında etkileşim.

2) Dinleyicilerle konuşmacı arasındaki etkileşim.

Dinleyici Analizi

Dinleyici analizi kendinize şu soruları sormaktan ibarettir:

1. Dinleyici grubu oluşturacak insanlar hakkında ne biliyorum?

2. Bu insanlar hakkında nasıl daha çok şey öğrenebilirim?

3. Bu bilgileri sunuşun etkili olma olasılığını arttırmak için nasıl kullanabilirim?

Dinleyiciyi analiz etmede yardımcı olacak bilgiler şunlardır:

1. Gelecek insan sayısı.

2. Geleceklerin isimleri.

3. Geleceklerin konumları.

4. Temsil edilen bölümler.

5. Bölüm yöneticilerinin sayısı.

6. Yardımcı personel sayısı.

7. Geleceklerin cinsiyeti.

8. Geleceklerin yaş ortalaması ve kıdem durumu.

9. Karar alma gücüne sahip insan sayısı.

10. Sunuşun konusuna çok ilgi duyan insan sayısı.

11. Sunuşun konusuna çok az ilgi duyan insan sayısı.

Sunuş Ortamı

Kötü bir sunuş ortamı çok istekli dinleyicilerin bile hevesini kırabilir. Fiziksel düzenleme, dikkat dağıtıcı dış etkiler ve dinleyicilerin kalabalığı sunuş ortamına etkide bulunur.

Fiziksel Düzenleme. Dinleyicilerin nasıl oturacağını, mekanın büyüklüğünü ve kullanılacak araçları önceden belirlemek, sunuş sırasında problemleri en aza indirir. Bilinmeyen değişkenler ne kadar azsa özgüvenimiz o kadar artacaktır. Sadece ödevinizi yapmadığınızın açıkça görüldüğü durumlar dinleyiciyi çileden çıkarabilir.

Dış Etkiler. Siren, trafik, koridor konuşmaları ve vantilatörün yarattığı gürültüler dinleyicinin dikkatini dağıtır. Dikkat dağılması anlık bir durum ise, sesinizi ve/ya da vücut pozisyonuzu ayarlayıp konuşmaya devam edin. Gürültü, devam etmeyi olanaksızlaştıracak kadar sinir bozucuysa zorunlu bazı ayarlamalarla yetinmek daha iyidir.

Dinleyici Kalabalığı.

Dinleyicilerin kalabalıklığı sunuşun ne kadar biçimsel olacağını belirler.

Öğrenme

Bir sunuş dinleyicilere bilgi mesajı verir. Yetişkinlerin öğrenimi konusunda önde gelen otoritelerden birisi olan Dr. Malcolm Knowles, Yetişkin Öğrenci: İhmal Edilmiş bir tür adlı kitabında, neredeyse 20.yy. lın ortalarına kadar, "hem çocukların hem yetişkinlerin eğitimi için tek bir teorik yapı vardı: pedagoloji.

Pedagoloji

Pedagoloji, "çocukları eğitme sanatı ve bilimi" olarak tanımlanır. Bunun kökenleri romanın yıkılışına kadar gider. romanın düşüşünden sonra, bu varsayımlar putperestlik olarak görüldü ve 7. yy. da yasaklandı.

Pedagolojinin mesajı şudur: "Bu böyledir, buna inan ve bunu hatırla".

Andragoloji

"Andragoloji", yetişkinleri eğitme teorisini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Yetişkin eğitiminin mesajı şöyledir: "İşte sana bilgi, bunu al ve sana yararlı olacağını düşünüyorsan kullan".

Deneysel Öğrenme mi, Konferans mı?

Yetişkinler en iyi deneysel olarak yani, birşeyle bağlantı kurarak ya da bir şey yaparak öğrenirler.

Deneysel öğrenimin çeşitli düzeylerini bir sunuşa aktarmanın sayısız rolü bulunmaktadır. Kuşkusuz, deneysel sunuşlar geliştirirken göz önünde bulundurulması gereken iki değişken, mevcut zaman ve dinleyicilerin esneklik derecesidir.

3. BÖLÜM - SUNUŞUN ÖĞELERİ

Mesajlar bir çok yoldan (sözlü sunuşlar, resimler, doğa) iletilir.

Sunuş Hazırlamanın Dokuz Aşaması

1. Sunuş analizini yapma.

2. Veri toplama.

3. Verilerin düzenlemesini yapma.

4. Sunuşun planını çıkarma.

5. Metni yazma.

6. Görsel yardımcıları kararlaştırma.

7. Metni konuşmaya dökme.

8. Sunuşu prova etme.

9. Sunuşu yapma.

Veri Toplama

Konuşmacı: Bilgi deponuzdaki verileri etkili biçimde hatırlamanın yolu beyin fırtınasıdır.

Organizasyonun Dosyaları: Şirketin dosyaları sunuş geliştirmek için mükemmel bir bilgi kaynağı olabilir. Notlar, mektuplar, politika ile ilgili yöntem ve broşürler raporlar, istatistikler gibi şeylerin tümü potansiyel bilgi kaynaklarıdır.

Görüşmeler: Bilgiye ihtiyaç duyulduğunda gösterilen ilk tepki bilen birisine sormaktır. Aynı ilke bir sunuş için veri toplamada da geçerlidir.

Verilerin Düzenlenmesi

Sunuşun hedefleri açık ve konuşmacının hitabetleri iyi olsa bile, içerik iyi düzenlenmemişse dinleyiciler hayal kırıklığına uğrayacak ve zaman yitireceklerdir. konuşmacı elindeki verileri düzenli olarak aktarırsa böyle bir sorun olmayacaktır.

Kilit Düşünce

Kilit noktaları belirlemeden önce, konuşmacının kilit düşünceyle ilgili bir ifade geliştirmesi gerekir. Kilit noktalar buradan çıkarılır. Kilit düşünce, etrafında kilit noktaların geliştirileceği sunuşun özüdür.

Kilit Noktalar

Kilit noktalar, kilit düşüncelerden çıkarılır. Larry Samovar ve Jack Mills kilit noktaların seçilmesi ve ifade edilmesi için bir dizi yol göstermişlerdir:

1. Her nokta kilit düşün cenin bir ürünü olmalıdır.

2. Her nokta öteki kilit noktalardan farklı olmalıdır.

3. Kilit noktalar kilit düşünceyi yeterince tartışmalıdır.

Ana Noktaların Sıralanması

Verileri düzenlemenin birkaç değişik yolu bulunmaktadır:

1. Kronolojik. Eğer ana noktalar en iyi kronolojik sıraya göre geliştiriliyorsa bunları ortaya çıkacakları zamana göre sıralayın.

2. Tarihsel. Eğer ana noktalar bir dönem meydana gelen değişikliklerle birlikte arka plan bilgisi de veriyorlarsa, sıralama tarihsel olmalıdır.

3. Mekansal. Örneğin bir şirketin bölge ya da yöreye dayalı çalışmalarının tartışılması hakkında bilgi vermek amacıyla kullanılır.

4. Konuya Göre. Bu düzenleme konuyu mantıksal ya da doğal bileşenlerine ayırır.

5. Problem Çözümü. Bu düzenleme bir problemi, problemin nedeninin analizini ve önerilen Bir çözümü ortaya koyar.

Plan Çıkarma

Bir plan iki temel amaca hizmet eder. Fikirleri planda hiyerarşik bir sıraya koymak için semboller kullanılır. Ortaya çıkan plan şuna benzer:

I. Ana nokta

A. Kilit nokta

1. Destekleyici veri

2. Destekleyici veri

B. Kilit nokta

II. Ana nokta

Bu plandaki her bölüm yalnızca bir fikri gösterir.

Metin Yazma

Uzunluğu ne olursa olsun sunuş asla ezberden yapılmamalıdır; Çünkü sunuşun dinamikleri çok karmaşıktır. Ama notlara da çok fazla bağlı kalmayın. Notlar sadece hafızayı canlandırır.

Yazılı Metni Geliştirme

Yazılı metin sözlü sunuştan farklıdır. Hem mesajı ham sunulacak görsel metaryelleri tanımlar. Yazılı metin kendi kendine yeterlidir. Sözlü sunuş olmadan da anlaşılabilir.

Yazılı Metnin Bölümleri

Yazılı metinde, plandaki dört bölüme denk düşen dört bölüm bulunur.

Giriş: Dinleyicilerin konuşmacıyla ilgili ilk izlenimlerine katkıda bulunur. Bazı konuşmacılar dinleyicinin dikkatini hemen konunun üstüne yoğunlaştıracak bir cümleyle başlarlar. Dinleticiye yönelmek ya da neden bir araya getirildiklerinden söz etmek dinleyiciyi anında konunun içine çekecektir.

Kilit Düşünce: Kilit düşünce sunuşun hedefidir. Sunuşun neyi gerçekleştireceğini söyler.

Gelişme: Bu kısım hem plandaki her bir noktanın ayrıntılarının tartışılmasını, hem de kilit noktayı destekleyici veriler içerir.

Sonuç ya da Kapanış: Etkili olması için sonuç bölümü dinleyicinin dikkatini iletilen mesaja yöneltmeli ve dinleyicilere bir tamamlanmışlık duygusu vermelidir.

Son Taslağı Hazırlama: Askerlikle ilgili bir deyişte olduğu gibi: "Onlara ne söylemeye geldiğinizi söyleyin, söyleyeceklerinizi söyleyin ve arkasından ne söylediğinizi söyleyin." Bu bir sunuşun yapısı içinde geçerlidir.

Görsel Yardımcıları Belirleme: Bazı konuşmacılar önce yaratıcı ve ilginç görsel araçları seçip, daha sonra da sunuşu bunları kapsayacak şekilde yazma yanlışına düşüyor. Bu, süreci tersine çevirir. Doğru sıra sunuşu yazmak, sonra hangi görsel araçların kullanılacağına karar vermektir.

METNİ KONUŞMAYA DÖNÜŞTÜRME

Yazılı bir sunuşun dili ve stili, sözlü bir sunuşun dili ve stiliyle aynı olamaz. Bu nedenle sözlü sunuş yapmadan önce yazılı metni konuşma stiline çevirmeniz gerekir. Bir konuşma stili geliştirmek için önerilen bazı ilkeler şunlardır:

1. Şahıs zamirleri kullanın.

2. Kısaltmalar kullanın.

3. Günlük sözcüklere dayanın

4. Kısa ama çok fazla olmayan bağlaçlar kullanın.

5. Argo, jargon ve akrostiklerden kaçının.

6. Olumlu sözcükler kullanın.

7. Cümleleriniz kısa olsun.

Rahat ve sohbet eder gibi konuşmak yapaylığı azaltır ve tek tek her dinleyicide sadece kendisine konuşuluyormuş hissi uyandırır.

4. BÖLÜM

Görsel Araçların Kullanılması - Görsel Araçlar Sunuşlara

Nasıl Katkıda Bulunur?

Görsel araçlar fikirleri güçlendirir, berraklaştırır ve açıklığa kavuşturur.

Sunuşa Yardımcı Araçlar

Sunuşa yardımcı araçlar üç kategoriye ayrılır: sessiz görsel araçların kapsamına yazı tahtaları, yazı levhası, projeksiyonlar gibi görsel araçlar girer. İşitsel araçlar teyp, makaralı teyp ve plakları kapsar.

Prejoksiyonlar: Projeksiyonlar ya da saydam göstericiler hem küçük hem de orta büyüklükteki dinleyici grupları için elverişlidir. Etkili olması için net ve okunaklı olmalıdır.

Konuşmacının dia üzerindeki belirli noktaları göstermesi için bir çubuk kullanması gerekir.

Slaytlar: Slaytlar, renk, fotoğraf, film ve çizim kullanmak için mükemmel araçlardır. Işıkların açılıp kapanması sırasında dinleyicinin dikkati dağılacağından, konuşmacı bu anlarda akışı nasıl koruyacağını planlamalıdır.

Filmler: Film, bir teoriyi, kavramı, tekniği ya da süreci pekiştirmenin iyi bir yoludur. Konuşmacı sunuşun mesajını desteklemek amacıyla filmi iyi analiz etmelidir

Yazı Tahtaları: Siyah zemine beyaz, yeşil zemine sarı renkli tebeşir daha iyi gider. El yazısı da okunaklı olmalıdır. En büyük dezavantajı tahta silinince bilginin yok olmasıdır.

Yazı Levhası: Yazı levhası bir yazı sehpasına, duvara ya da tahtaya iliştirilebilen büyük boy boş kağıtlardan meydana gelir.

Yazılı Materyal: Yazılı materyaller; görsel araçlarda ya da sunuş sırasında sunulan metaryelin kopyalarını ek bilgileri, istatistiksel verileri ve hatta sunuş metnini içerebilir.

Grafikler: Grafikler sessiz görsel araçların bir biçimidir. Çoğu kez bir konu bazı grafik türlerini kullanarak daha iyi aydınlatılabilir.

Telekonferans: Masrafların yükselmesi nedeniyle değişik coğrafi bölgelerde yaşayan insanlar arasında bağlantı kurmak için telekonferans yöntemi kullanılıyor. Telekonferans, ayrı yerlerdeki bireylerin, karşılıklı etkileşim amacıyla telekominikasyon sistemlerinden yararlanmasıdır.

5. BÖLÜM

KONUŞMACININ LİDERLİK ROLÜ

GRUP DAVRANIŞLARI

Grup davranışları bir gruptaki tek tek bireylerin sergilediği davranışların bir bileşkesidir. Sadece bir grubun üyesi olmakla grup davranışı hakkında çok şey öğrenebilirsiniz. Her grup yaşam süresi boyunca bir parça değişir ve gelişir. Buna "grup dinamikleri" denilmektedir.

Grup Dinamiklerinin Öğeleri

Grup dinamiklerine katkıda bulunan belli başlı altı öğe mevcuttur: misyon, normlar, yapı, roller, liderlik ve iletişim.

Gruplar ister gönüllü ister gönülsüz kurulsun, bir amacı başarmak için oluşur. Kendi misyonlarını kendileri belirleyebilir ya da misyon grubun dışındaki bir güç tarafından önceden belirlenebilir. Her grubun özgül değer ve standartları vardır. Misyonunu başarıyla yerine getirmek için grubun izlediği süreci böylesi değerler ve standartlar yönlendirir. Bu süreçte lider çok önemli bir rol oynar. Etkili ve verimli grup performansı iletişimle doğrudan ilintilidir.

Grup Üretkenliği

Grup üretkenliğini etkileyen iki faktör bulunmaktadır. Birincisi, grup içindeki her bir bireyin tutumu grubun oluşturacağı sonuçları etkiler. İkincisi, grup üretkenliği bir bütün olarak grubun kollektif davranışına bağlıdır.

Bireysel Davranış.

1) Grup üyeliğine isteğiniz dışında seçilmiş olsanız bile aktif bir katılım gösterip göstermeyeceğinizi kararlaştıracak olan kişi sizsiniz

2) Rol özdeşmesidir. Bazı bireyler ait oldukları grupta lider olmak için güçlü bir istek taşır.

3) kabullenmedir. Kendinizi grubun bir parçası olarak görüyor musunuz? Grup sizi bir üye olarak kabul ediyor mu?

4) sevgidir. Düşünceli ve sevecen davranış, kendi kendine motive olmuş, özsaygıya sahip ve aktif katılım göstermeye aday bir kişi olmanın işaretidir. Bir sunuşa katılma payınızı bu konuların her birini ne kadar iyi çözdüğünüz belirler.

Kollektif Davranış.

Bir grubun performansını etkileyen ikinci faktör, üyelerin grup üretkenliğinin önündeki engellerle nasıl başa çıktığıdır.

Karar Alma

Sunuş bir karar alma ihtiyacını doğurabilir. Grup kararları iki kategoriye -süreç ve görev- ayrılır. Süreç kararları bir görevin nasıl başarılacağını kararlaştırır. Görev kararları ise doğrudan grubun ortaya koyduğu ürünle bağlantılıdır. Grup kararları otoriteye çoğunluğa ya da mutabakata dayalı olarak alınabilir. Otoriter bir karar, özel bir birey ya da bireyler tarafından alınır.

Problem Çözme

Etkili problem çözümü mantıksal bir atak planını izler.

LİDERLİK

Bir lider grubun amacına ulaşılmasını kolaylaştırdığı zaman etkili olur. Konuşmacı kişisel saldırılara kutuplaşmaya ve düşmanlığa engel olmalıdır.

Liderlik Yaklaşımları

Esas olarak iki liderlik yaklaşımı -dolaysız ve dolaylı- bulunmaktadır. Sunuşlarda her ikisi de geçerlidir. Dolaysız liderlik yaklaşımında konuşmacı; dinleyici, konuyu ve sunuştan çıkan sonucu mutlak olarak kontrolü altında tutar. Sadece sunuşta nelerin yer alacağını belirlemekle kalmaz, sunuşun yönünü ve vurgusunu da belirler. Dolaylı liderlik dinleyicilerin daha fazla kontrol sahibi olmasına izin verir.

Sorumluluk

Dinleyiciler konuşmacının belirli rolleri yerine getirmesini beklerler. Konuşmacının sadece üç temel sorumluluğu -kolaylaştırma, özendirme ve kontrol etme- vardır. Konuşkan dinleyicilerin tartışmaya egemen olmasını engellemeli ve konuşmacının konuşmayı hedefe yönelik tutması gerekir.

Güven Oluşturma

Webster's New Collegiate Dictionary, "güven"i şöyle tanımlıyor: "Birisinin ya da birşeyin karakterine, yeteneğine, gücüne veya gerçekliğine kesin biçimde bel bağlama." Güve iki yönlü bir süreçtir. Güven duyan kimseye güven duyulur.

Mizah

Çoğu sonuçlar mizaha başvurmak için fırsatlar meydana getirir. Sunuşlarda mizaha başvurmanın iki yol gösterici ilkesi vardır. Dinleyicilerin oluşturduğu gülüşmelere katılın ve kişisel hatalarınıza gülün.

DINLEYİCİLERİ SUNUŞA KATMA

Dinleyiciyi Konuşmaya Teşvik Etme

Birincisi, hedeflerinizi (sunuşla ve dinleyicilerle ilgili hedeflerinizi ) önceden analiz edin. İkincisi, tüm sunuşu planlayın. Üçüncüsü, konunuzu tanıtmak için yeterince zaman ayırın. Giriş önemlidir! Bu, konuşmacı ve dinleyicilerin kendilerine alışmasını sağlayan bir süreçtir. Dördüncüsü, soru ve cevaplar, grup tartışmaları, görsel araçlar, örnek olay incelemeleri ve rol canlandırması rolüyle mesajı hayata geçirmeleri için dinleyicilere bir şans tanıyın.

Dinleyici yanıtları

Aktif ve uygun biçimde karşılıklı etkileşime girenler, bir şey söylemeyenler söz konusudur. Öte yandan, konuşma üzerinde tekel kuranlar tüm konuşmaları kendileri yapmak ister. Konuyu değiştirmek ya da tartışmaya yeni bir konu sokuşturmak isteyenlere yandan dolananlar deniyor.

Konuşmacının Yanıtları

konuşmacılar iddialı insanlardır. Katılımı özendirmekte anahtar konuşmacının tutumudur.

BEKLENMEYENİ YÖNETME: Dinleyici Davranışları

Düşman Katılımcı:

Düşmanlık bir protesto ifadesidir. Birey konuyu konuşmacıyı organizasyonu ya da kişisel baskıları protesto ediyor olabilir. Düşmanlık konuşmacıda korku duyguları uyandırabilir. Bu düşmanca durumu yönetmenin en iyi yolu nedir? Dinleyici düşmanlığını yönetmek önce, özkontrolü korumayı; sonra da düşman katılımcı üzerinde kontrol kurup sürdürmeyi gerektirir. Düşmanca tavrı kontrol etmek için, kişisel düşmanlığı dağıtmaya çalışın. Düşman katılımcıdan kaçmak ya da onu önemsememek sadece sunuştan birşeyler alıp götürür.

Gönülsüz Katılımcı.

Sunuşta olmayı istemeyen bir dinleyici genellikle sandalyeye yayılma bir şeyler karalama ya da uyuklama gibi pasif sözsüz davranışlar sergileyecektir. Bazı insanlar konuşmacı kim olursa olsun ya da mesaj ne kadar değerli olursa olsun sunuşlara katılmaktan heyecan duymaya bilir.

Not: Bilgiler http://www.dersimiz.com dan alıntıdır.

Yorum (0) Yorum yaz!

Kafkas Halk Oyunları...








Yorum (0) Yorum yaz!