Etkili Sunuş...





ETKİLİ SUNUŞ
Yazarı : Christian E. BINGAMAN

SUNUŞLAR NEDEN YAPILIR?

Sunuş, bir topluluk önünde konuşma forumudur. Bir organizasyon adına içeride ya da dışarıda sunuş yapılabilir. Dış sunuşlar ikna etmeye yöneliktir. Bunlar özel tutumlar örneğin,"Toplumun gelişmesine yardımcı olmak istiyoruz" ya da "Fiyatları yükseltmemiz lazım" ya da "Biz sizin için çalışıyoruz" veya "ürünlerimiz tamamen doğal maddeler içermektedir" gibi geliştirmeye çalışır.

İçe yönelik sunuşlar genellikle enformasyon yaymak amacıyla verilir. Bunlar; bolümler, yöneticilerle astları, kıdemli işçilerle genç işçiler arasında bilgi paylaştırmanın bir aracı işlevini görür. İç sunuşlara örnek olarak brifingler, tanışmalar ve eğitim etkinlikleri verilebilir.

Sunuş bir iletişim kanalıdır. Organizasyonun büyüklüğü, karmaşıklığı ve yönetim felsefesi sunuş gerektiren olayların yapısını ve türünü belirler. Sunuşlar çok çehrelidir. Konuşmacı, dinleyiciler, amaç, zaman, yer ve konu bunların tümü sunuşun etkinliğine katkıda bulunur. Bu yüzden, konuşmacının iletişim sürecinin karmaşıklığının ve dinamiklerinin bilincinde olması önem taşır.

BİR GRUP ÖNÜNDE KONUŞMA KORKUSUNU HAFİFLETMEK

Şirket içinde bir sunu yapmanın düşüncesi bile midenizde kramplar oluşturuyor, ağzınızı kurutuyor, terlemenize neden oluyor ve bacaklarınızı titretiyor mu? Eğer durum buysa, yalnız değilsiniz. Çoğu insan topluluk önünde konuşmaktan korkar. Bu korkuyu insanları gerçeklikten kaçmaya yönelten algılanmış bir tehdit meydana getirir.. Korku, algılanmış tehditle orantılı ya da orantısız olabilir.

Kendisini yaratan nedenle orantılı olan korku, sizi olumlu ve yapıcı bir şeyler yapmaya yöneltir.

Buna karşılık orantısız korkular psikolojik ve duygusal bakımdan zararlıdır. Bir sunuş yapma korkusu algılanan tehditle genellikle orantılı olur. Konuşmacılar çoğunlukla; birincisi anlayış arayarak, ikincisi korkuyu yapıcı eyleme dönüştürerek -görevi üstlenerek- stresi yönetirler.

İLETİŞİM SÜRECİ

Etkili iletişim iki yönlü bir süreçtir; bir verici ile bir alıcı arasındaki düşünce alış verişidir. Konuşmacı (verici) olarak göreviniz, dinleyicilerin (alıcı) mesajı anladıklarından emin oluncaya kadar bitmez. Dinleyicilerden bir mesaj aldığınız zaman, bu mesajı anladığınızı dinleyicileri ikna edecek bir biçimde ifade edinceye kadar göreviniz tamamlanmaz. Verici ve alıcı eş zamanlı biçimde mesajı süzgeçten geçirir.

Süzgeçten geçirme işleminin sonucu şudur; Alıcı mesajı vericinin kastettiği biçimde algılamayabilir.

Dinleyicinin anlayışını zenginleştirecek müdahelerde bulunmak amacıyla sunuşun planlanmış düzenini değiştirmek için, konuşmacıların iletişim dinamiklerinin bilincinde olması gerekir. Örneğin, bir konuşmacı mesajı yeniden ifade edebilir, örneklere başvurabilir, diyagramlar çizebilir, dinleyicilerin duygularını yansıtabilir ve özetleme yapabilir. Sözcüklerin herkes için mutlaka aynı şeyi ifade etmeyeceğini unutmayın. algılama kişisel birşeydir.

İLETİŞİMİN ÖĞELERİ

Sözlü sunuşların yapılmasında yer alan iletişim öğeleri konuşma, dinleme, geri besleme (sözlü veya sözsüz) ve soru sormaktır.

Konuşma: Sesiniz tutumunuzu, duygularınızı ve iç durumunuzu yansıtır. İç dünyanızın bir aynasıdır. Sesli anlatımın başlıca öğeleri ses hacmi, ses perdesi, tonlama, kalite, hız, lehçe ve stildir.

Ses Hacmi: Yüksek ses, fikirleri vurgulamak amacıyla etkili biçimde kullanılabilir. Buna karşılık, gereksiz yere sesi yükseltmek mesajdan çok şey götürebilir ve dinleyicileri kızdırabilir. Öte yandan bazı insanlar çok yumuşak konuşur. Sanki odada dinleyicilerin olduğunun farkında bile değildirler. Ses hacmi ya da tonunda hiçbir değişiklik olmadığından bunların konuşma biçimleri monotondur. Sonuç olarak dinleyiciler hayallere dalıp uyuklayabilir ya da sinirlenebilir.

Ses Perdesi: Etkili konuşmacılar anlamı güçlendirmek ve kullandıkları sözcüklere canlılık kazandırmak amacıyla seslerini alçaltır ya da yükseltir. Ses perdesinin uygun kullanımı anlamı berraklaştırır.

Hız: Konuşmacının sözcükleri söyleme hızının farkında olması ve bunu kontrol etmesi gerekir. Konu karmaşık olduğu zaman konuşma hızı düşürülmelidir.

Kalite: Kalite, kişinin sesinin kendine özgülüğünü anlatır. Ama duygusal ve fiziksel durumlarda etkide bulunur.

Tonlama ve Telaffuz: Tonlama, konuşma seslerinin yapısını anlatır. Telaffuz ise seslerin sözcükler içinde kaynaşmasıdır.

Stil: En çekici stil sohbet biçiminde olanıdır. Bu, ezbere, kendiliğinden konuşmak demek değildir. Tam tersine dinleyicilerden herbirine sanki kendisine konuşuluyormuş duygusunu veren bir konuşma tarzıdır.

Dinleme: Etkili iletişim hem dinlemeye hem de konuşmaya bağlıdır. İki tür -pasif ve aktif- dinleme vardır. Pasif dinleme dikkatli suskunluğu ve en az yanıt vermeyi kullanır. Diğer kişinin fikirlerini istediği gibi ifade etmesine izin verir. Konuşmacı uzunca bir sözlü etkileşim beklemez. Suskunluk ya da tek bir sözcük yeterli olabilir. Bazen sözsüz bir karşılık daha uygun düşer.

Aktif dinleme daha zordur. Dinlerken karşımızdaki kişinin dilini, hızını ve konuşmasının içeriğini izlememiz gerekir. Aktif dinleme karşınızdakinin duygularını paylaşarak dinlemektir.

Geri Besleme: Geri besleme kişiye başkalarını nasıl etkilediği konusunda bilgi verir. İki tür geri besleme vardır.

Sözlü geri besleme ses perdesi, ses tonu ve konuşma hızıyla birlikte kullanılan sözcükleri kapsar. Sözlü anlatım konuşmacının başlıca mesajını dinleyicilere aktarır. Sesin kontrol edilmesi ses hacmi, ses perdesi, hız, nitelik, telaffuz ve stil üzerinde yoğunlaşarak başarılır.

Ses perdesi değişmesi bir sözcüğe genel anlamından daha güçlü bir anlam verir.

Sözsüz geri besleme, yani beden dili; yüz ifadelerini, göz temasını, duruşu, jestleri, fiziksel mekanı ve zamanı kapsar. Konuşmacının vücut hareketleri dinleyiciye gönderilen ikinci dereceden mesaja katkıda bulunur.

Yüz kasları ve gözler belki de vücudun diğer kısımlarından daha fazla sözsüz mesaj iletir. Örneğin, bir kaşın havaya kalkması şaşkınlık, gözlerin açılması hayret, tavana bakma derin düşüncelere dalma, yere bakma günlük hayaller kurma anlamına gelebilir. Yüz ifadeleri ve göz hareketleri dinleyenlere konuşmacının onlarla iletişim kurmak isteyip istemediğini ve mesajı anlamalarına ilgi duyup duymadığını anlatır. Dinleyenlerin mesajı anlamadığını düşünüyorsanız, konuyu yeniden anlatmanız ya da tekrar etmeniz veya karışıklığı düzeltmek için belki de bir örnek vermeniz gerekir.

Beden Dili: Konuşmacı kürsüye ya da podyuma yaklaşırken dinleyicide ilk izlenimini oluşturur. En iyi strateji emin adımlarla yürümek, notları hızlı bir şekilde düzenlemek, dinleyicilere bir göz atmak ve derin bir nefes alarak konuşmaya başlamaktır.

Öne arkaya sallanmak, ağırlığı bir bacaktan ötekine vermek ve gereksiz yere podyumun gerisine doğru gitmek dinleyicinin dikkatini dağıtır. Jestler el ve kollarla yapılan vücut hareketleridir. Genellikle konuşmacının kendini konuya kaptırması sonucu kendiliğinden ortaya çıkar. Örneğin, dinleyicilerden biri konuşmacıya bir soru yöneltirken konuşmacı kollarını göğsüne kavuşturarak durursa, dinleyiciler konuşmacının soruyu önemsemeyerek, savunmaya geçtiğini ya da başka sorular dinlemek istemediğini düşünebilir.

Poz. konuşmacının duruş biçimidir. Dimdik durmak ya da kendini koyuvermek dinleyiciye ayrı ayrı mesajlar verir. Konuşmacı fiziksel olarak rahat edebileceği şekilde, gergin olmayan bir çeviklik ve kontrol duygusu yaratarak durmalıdır. Ayaklar birbirine yakın olmalı ve ağırlık iki ayağa da eşit olarak dağılmalıdır.

Oturma Düzeni: Bir sunuş için oturma yerlerinin fiziksel düzenlenmesi bir mesaj verir ve dinleyicilerde bir tepki yaratır. Konuşmacının niyeti hazır bulunan herkesin aktif katılımını sağlamaksa, bu durumda oturma düzeninin bu mesajı vermesi gerekir.

Sunuş Programı: Dinleyicilerin zamanının en az sizinki kadar değerli olduğunu unutmayın. Başlangıç ve bitiş zamanları en küçük noktasına kadar belirlenmelidir. Ne olursa olsun, programa bağlı kalınmalıdır. Konuşmaya geç başlarsanız ya da önceden belirtilen zamanlarda ara verilmezse, bu durum konuşma konunuzu gölgede bırakabilir.

Sorular ve Cevaplar

İki tür -dolaylı ve dolaysız- soru vardır. Dolayısıyla sorular özgül bir konuyu ortaya atar. Bu sorular "evet", "hayır", şeklinde ya da kısa olarak cevaplanabilir. Dolaysız bir soruya şu örnek verilebilir: "Önceki slaytta gösterilen satış hacmi sadece Ocak ayına mı aittir?"

Dolaylı sorular açık uçludur. Cevap vermeden önce düşünmek gerekir. Örneğin, şu soru "Önceki slaytta gösterilen satış rakamlarına nasıl ulaştınız?"

Sorular şu işlevleri yerine getirir:

* Nedenleri saptamak.

* Tepkileri açığa çıkarmak.

* Öneriler almak.

* Dikkati yoğunlaştırmak.

* Geri besleme elde etmek.

* Zıt görüşleri ortaya atmak.

* Yaratıcılığı kamçılamak.

* Tartışma yaratmak.

* Mutabakatı sınamak.

* Performansı eleştirmek.

* Yeni alanlar keşfetmek.

* Anlama derecesini değerlendirmek.

Özanlayış

Öz anlayışınız kendi görme biçiminizdir. Bir sistem içinde kendimizi belli bir hiyerarşik düzeye koyarız. Birçok sistemin öğesi olduğumuz için kendimizi gördüğümüz düzey sistemden sisteme değişebilir. Son olarak hepimizin bir özel bir de genel yanı bulunmaktadır. Özel ve genel davranışlarımızın dört boyutu vardır:

1) Kendimizin bildiği ve başkasının bilmesine izin vermediği davranış.

2) Kendimizin bildiği ama başkalarına açık olmayan davranış.(derin duygular, fikirler)

3) Kendimizin bilmediği ama başkalarının gözlediği davranışlar.

4) Kendimizin bilmediği ve başkalarına da açık olmayan davranışlar.

Geri besleme (sözlü veya sözsüz), kendimizin bilmediği bu davranışların farkına varmamıza yardımcı olmak için başkaları tarafından yürütülen bir girişimdir.

Kendini Açığa Vurma

Açığa vurma sayesinde kendimizin bir parçasını başkalarıyla paylaşma konusunda serbestçe kararlar alırız. Kendimizi daha iyi anlamamız için kendimizi başkalarıyla paylaşmamıza gerek vardır. Kendini açığa vurma ancak kendinizi başkalarına gösterdiğiniz zaman ortaya çıkar. Bunun riskli olacağı korkusundan kurtulun. Bereket versin ki ödüller risklere ağır basar. Kendinizi açığa vurma süreci boyunca olgunlaşırsınız.

Kendini Analiz Etme

Kendinizi sürekli ve dürüst bir şekilde sınavdan geçirmenizi kapsar. Bunu yaparken aşağıdaki soruları yanıtlamak yardımcı olabilir:

1. Temel değerlerim neler?

2. Bu değerlerin herbiri benim için ne kadar önemli?

3. İhtiyaçlarım neler?

4. Bu ihtiyaçlardan hangileri karşılanıyor?

5. Karşılanmayan ihtiyaçlarım nasıl karşılanabilir?

6. Güçlü yanlarım ne?

7. Gelişme alanlarım hangileri?

8. Bu alanları nasıl bir güce dönüştürebilirim?

Olumlu bir öz anlayışa sahip olduğunuz zaman daha etkili bir konuşmacı olacaksınız.

Özet

Bu bölümde, etkili sunuşlar yapma konusunda sizi içsel olarak hazırlamaları bakımından iletişim süreci ve öz anlayışı inceledik.

2.BÖLÜM - SUNUŞLAR NİÇİN PLANLANMALI?

Planlama etkili bir sunuşun anahtarıdır. Planlama çok yönlüdür. En azından aşağıdaki noktaların belirlenmesini kapsar:

1. Sunuşun amacı.

2. Konuşmacının hedefi.

3. Dinleyicilerin rolü ve ihtiyaçları.

4. Lojistik: Ne zaman? Nerede? Kim?

5. Donanım ve materyaller.

6. Maliyetler.

7. Sunuşa yaklaşım.

8. Sunuşun içeriği.

Konuşmacının Hedefleri

Konuşmacının iki hedef dizisi bulunur: Sunuşun hedefleri ve kendi hedefleri. Bazı kişisel hedefler sunuşun etkisini arttırır. Bunun örnekleri şunlardır:

* Saygı, inanç ve güven uyandırmak.

* Geri beslemeden öğrenmek.

* Soruları daha iyi kullanmak.

* Özgüven oluşturmak.

* Aktif bir dinleyici olmak.

Sunuşun etkisini azaltan kişisel hedeflere de şu örnekler verilebilir:

* Bu uzmanlığa sahip tek kişi olduğunu göstermek.

* Terfi etmek.

* Başka birisini kötü göstermek.

* Övgü almak.

* Kişisel konumunu yükseltmek.

Dinleyicinin Hedefleri

Bir kişiden bir sunuşa katılması istendiğinde, çoğunlukla Şu iki kendiliğinden tepkiden birisini gösterir: "Harika!" ya da "Zamanımı boşa harcamayacağım."

Dinleyicinin Rolü

1. Bölümde sunuşun iletişime yönelik bir forum olduğunu belirttik.

Dinleyicinin rolü pasif değildir. Dinleyici sözlü ve sözsüz olarak enformasyon gönderir.

Dinleyici Nedir?

Dinleyici, özel bir amaçla bir araya getirilmiş insan grubudur. Dinleyiciler arasındaki tek ortak bağ bu olabilir. Bir sunuş sırasında, her zaman iki çeşit karşılıklı etkileşim görülür:

1) Dinleyicilerin arasında etkileşim.

2) Dinleyicilerle konuşmacı arasındaki etkileşim.

Dinleyici Analizi

Dinleyici analizi kendinize şu soruları sormaktan ibarettir:

1. Dinleyici grubu oluşturacak insanlar hakkında ne biliyorum?

2. Bu insanlar hakkında nasıl daha çok şey öğrenebilirim?

3. Bu bilgileri sunuşun etkili olma olasılığını arttırmak için nasıl kullanabilirim?

Dinleyiciyi analiz etmede yardımcı olacak bilgiler şunlardır:

1. Gelecek insan sayısı.

2. Geleceklerin isimleri.

3. Geleceklerin konumları.

4. Temsil edilen bölümler.

5. Bölüm yöneticilerinin sayısı.

6. Yardımcı personel sayısı.

7. Geleceklerin cinsiyeti.

8. Geleceklerin yaş ortalaması ve kıdem durumu.

9. Karar alma gücüne sahip insan sayısı.

10. Sunuşun konusuna çok ilgi duyan insan sayısı.

11. Sunuşun konusuna çok az ilgi duyan insan sayısı.

Sunuş Ortamı

Kötü bir sunuş ortamı çok istekli dinleyicilerin bile hevesini kırabilir. Fiziksel düzenleme, dikkat dağıtıcı dış etkiler ve dinleyicilerin kalabalığı sunuş ortamına etkide bulunur.

Fiziksel Düzenleme. Dinleyicilerin nasıl oturacağını, mekanın büyüklüğünü ve kullanılacak araçları önceden belirlemek, sunuş sırasında problemleri en aza indirir. Bilinmeyen değişkenler ne kadar azsa özgüvenimiz o kadar artacaktır. Sadece ödevinizi yapmadığınızın açıkça görüldüğü durumlar dinleyiciyi çileden çıkarabilir.

Dış Etkiler. Siren, trafik, koridor konuşmaları ve vantilatörün yarattığı gürültüler dinleyicinin dikkatini dağıtır. Dikkat dağılması anlık bir durum ise, sesinizi ve/ya da vücut pozisyonuzu ayarlayıp konuşmaya devam edin. Gürültü, devam etmeyi olanaksızlaştıracak kadar sinir bozucuysa zorunlu bazı ayarlamalarla yetinmek daha iyidir.

Dinleyici Kalabalığı.

Dinleyicilerin kalabalıklığı sunuşun ne kadar biçimsel olacağını belirler.

Öğrenme

Bir sunuş dinleyicilere bilgi mesajı verir. Yetişkinlerin öğrenimi konusunda önde gelen otoritelerden birisi olan Dr. Malcolm Knowles, Yetişkin Öğrenci: İhmal Edilmiş bir tür adlı kitabında, neredeyse 20.yy. lın ortalarına kadar, "hem çocukların hem yetişkinlerin eğitimi için tek bir teorik yapı vardı: pedagoloji.

Pedagoloji

Pedagoloji, "çocukları eğitme sanatı ve bilimi" olarak tanımlanır. Bunun kökenleri romanın yıkılışına kadar gider. romanın düşüşünden sonra, bu varsayımlar putperestlik olarak görüldü ve 7. yy. da yasaklandı.

Pedagolojinin mesajı şudur: "Bu böyledir, buna inan ve bunu hatırla".

Andragoloji

"Andragoloji", yetişkinleri eğitme teorisini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Yetişkin eğitiminin mesajı şöyledir: "İşte sana bilgi, bunu al ve sana yararlı olacağını düşünüyorsan kullan".

Deneysel Öğrenme mi, Konferans mı?

Yetişkinler en iyi deneysel olarak yani, birşeyle bağlantı kurarak ya da bir şey yaparak öğrenirler.

Deneysel öğrenimin çeşitli düzeylerini bir sunuşa aktarmanın sayısız rolü bulunmaktadır. Kuşkusuz, deneysel sunuşlar geliştirirken göz önünde bulundurulması gereken iki değişken, mevcut zaman ve dinleyicilerin esneklik derecesidir.

3. BÖLÜM - SUNUŞUN ÖĞELERİ

Mesajlar bir çok yoldan (sözlü sunuşlar, resimler, doğa) iletilir.

Sunuş Hazırlamanın Dokuz Aşaması

1. Sunuş analizini yapma.

2. Veri toplama.

3. Verilerin düzenlemesini yapma.

4. Sunuşun planını çıkarma.

5. Metni yazma.

6. Görsel yardımcıları kararlaştırma.

7. Metni konuşmaya dökme.

8. Sunuşu prova etme.

9. Sunuşu yapma.

Veri Toplama

Konuşmacı: Bilgi deponuzdaki verileri etkili biçimde hatırlamanın yolu beyin fırtınasıdır.

Organizasyonun Dosyaları: Şirketin dosyaları sunuş geliştirmek için mükemmel bir bilgi kaynağı olabilir. Notlar, mektuplar, politika ile ilgili yöntem ve broşürler raporlar, istatistikler gibi şeylerin tümü potansiyel bilgi kaynaklarıdır.

Görüşmeler: Bilgiye ihtiyaç duyulduğunda gösterilen ilk tepki bilen birisine sormaktır. Aynı ilke bir sunuş için veri toplamada da geçerlidir.

Verilerin Düzenlenmesi

Sunuşun hedefleri açık ve konuşmacının hitabetleri iyi olsa bile, içerik iyi düzenlenmemişse dinleyiciler hayal kırıklığına uğrayacak ve zaman yitireceklerdir. konuşmacı elindeki verileri düzenli olarak aktarırsa böyle bir sorun olmayacaktır.

Kilit Düşünce

Kilit noktaları belirlemeden önce, konuşmacının kilit düşünceyle ilgili bir ifade geliştirmesi gerekir. Kilit noktalar buradan çıkarılır. Kilit düşünce, etrafında kilit noktaların geliştirileceği sunuşun özüdür.

Kilit Noktalar

Kilit noktalar, kilit düşüncelerden çıkarılır. Larry Samovar ve Jack Mills kilit noktaların seçilmesi ve ifade edilmesi için bir dizi yol göstermişlerdir:

1. Her nokta kilit düşün cenin bir ürünü olmalıdır.

2. Her nokta öteki kilit noktalardan farklı olmalıdır.

3. Kilit noktalar kilit düşünceyi yeterince tartışmalıdır.

Ana Noktaların Sıralanması

Verileri düzenlemenin birkaç değişik yolu bulunmaktadır:

1. Kronolojik. Eğer ana noktalar en iyi kronolojik sıraya göre geliştiriliyorsa bunları ortaya çıkacakları zamana göre sıralayın.

2. Tarihsel. Eğer ana noktalar bir dönem meydana gelen değişikliklerle birlikte arka plan bilgisi de veriyorlarsa, sıralama tarihsel olmalıdır.

3. Mekansal. Örneğin bir şirketin bölge ya da yöreye dayalı çalışmalarının tartışılması hakkında bilgi vermek amacıyla kullanılır.

4. Konuya Göre. Bu düzenleme konuyu mantıksal ya da doğal bileşenlerine ayırır.

5. Problem Çözümü. Bu düzenleme bir problemi, problemin nedeninin analizini ve önerilen Bir çözümü ortaya koyar.

Plan Çıkarma

Bir plan iki temel amaca hizmet eder. Fikirleri planda hiyerarşik bir sıraya koymak için semboller kullanılır. Ortaya çıkan plan şuna benzer:

I. Ana nokta

A. Kilit nokta

1. Destekleyici veri

2. Destekleyici veri

B. Kilit nokta

II. Ana nokta

Bu plandaki her bölüm yalnızca bir fikri gösterir.

Metin Yazma

Uzunluğu ne olursa olsun sunuş asla ezberden yapılmamalıdır; Çünkü sunuşun dinamikleri çok karmaşıktır. Ama notlara da çok fazla bağlı kalmayın. Notlar sadece hafızayı canlandırır.

Yazılı Metni Geliştirme

Yazılı metin sözlü sunuştan farklıdır. Hem mesajı ham sunulacak görsel metaryelleri tanımlar. Yazılı metin kendi kendine yeterlidir. Sözlü sunuş olmadan da anlaşılabilir.

Yazılı Metnin Bölümleri

Yazılı metinde, plandaki dört bölüme denk düşen dört bölüm bulunur.

Giriş: Dinleyicilerin konuşmacıyla ilgili ilk izlenimlerine katkıda bulunur. Bazı konuşmacılar dinleyicinin dikkatini hemen konunun üstüne yoğunlaştıracak bir cümleyle başlarlar. Dinleticiye yönelmek ya da neden bir araya getirildiklerinden söz etmek dinleyiciyi anında konunun içine çekecektir.

Kilit Düşünce: Kilit düşünce sunuşun hedefidir. Sunuşun neyi gerçekleştireceğini söyler.

Gelişme: Bu kısım hem plandaki her bir noktanın ayrıntılarının tartışılmasını, hem de kilit noktayı destekleyici veriler içerir.

Sonuç ya da Kapanış: Etkili olması için sonuç bölümü dinleyicinin dikkatini iletilen mesaja yöneltmeli ve dinleyicilere bir tamamlanmışlık duygusu vermelidir.

Son Taslağı Hazırlama: Askerlikle ilgili bir deyişte olduğu gibi: "Onlara ne söylemeye geldiğinizi söyleyin, söyleyeceklerinizi söyleyin ve arkasından ne söylediğinizi söyleyin." Bu bir sunuşun yapısı içinde geçerlidir.

Görsel Yardımcıları Belirleme: Bazı konuşmacılar önce yaratıcı ve ilginç görsel araçları seçip, daha sonra da sunuşu bunları kapsayacak şekilde yazma yanlışına düşüyor. Bu, süreci tersine çevirir. Doğru sıra sunuşu yazmak, sonra hangi görsel araçların kullanılacağına karar vermektir.

METNİ KONUŞMAYA DÖNÜŞTÜRME

Yazılı bir sunuşun dili ve stili, sözlü bir sunuşun dili ve stiliyle aynı olamaz. Bu nedenle sözlü sunuş yapmadan önce yazılı metni konuşma stiline çevirmeniz gerekir. Bir konuşma stili geliştirmek için önerilen bazı ilkeler şunlardır:

1. Şahıs zamirleri kullanın.

2. Kısaltmalar kullanın.

3. Günlük sözcüklere dayanın

4. Kısa ama çok fazla olmayan bağlaçlar kullanın.

5. Argo, jargon ve akrostiklerden kaçının.

6. Olumlu sözcükler kullanın.

7. Cümleleriniz kısa olsun.

Rahat ve sohbet eder gibi konuşmak yapaylığı azaltır ve tek tek her dinleyicide sadece kendisine konuşuluyormuş hissi uyandırır.

4. BÖLÜM

Görsel Araçların Kullanılması - Görsel Araçlar Sunuşlara

Nasıl Katkıda Bulunur?

Görsel araçlar fikirleri güçlendirir, berraklaştırır ve açıklığa kavuşturur.

Sunuşa Yardımcı Araçlar

Sunuşa yardımcı araçlar üç kategoriye ayrılır: sessiz görsel araçların kapsamına yazı tahtaları, yazı levhası, projeksiyonlar gibi görsel araçlar girer. İşitsel araçlar teyp, makaralı teyp ve plakları kapsar.

Prejoksiyonlar: Projeksiyonlar ya da saydam göstericiler hem küçük hem de orta büyüklükteki dinleyici grupları için elverişlidir. Etkili olması için net ve okunaklı olmalıdır.

Konuşmacının dia üzerindeki belirli noktaları göstermesi için bir çubuk kullanması gerekir.

Slaytlar: Slaytlar, renk, fotoğraf, film ve çizim kullanmak için mükemmel araçlardır. Işıkların açılıp kapanması sırasında dinleyicinin dikkati dağılacağından, konuşmacı bu anlarda akışı nasıl koruyacağını planlamalıdır.

Filmler: Film, bir teoriyi, kavramı, tekniği ya da süreci pekiştirmenin iyi bir yoludur. Konuşmacı sunuşun mesajını desteklemek amacıyla filmi iyi analiz etmelidir

Yazı Tahtaları: Siyah zemine beyaz, yeşil zemine sarı renkli tebeşir daha iyi gider. El yazısı da okunaklı olmalıdır. En büyük dezavantajı tahta silinince bilginin yok olmasıdır.

Yazı Levhası: Yazı levhası bir yazı sehpasına, duvara ya da tahtaya iliştirilebilen büyük boy boş kağıtlardan meydana gelir.

Yazılı Materyal: Yazılı materyaller; görsel araçlarda ya da sunuş sırasında sunulan metaryelin kopyalarını ek bilgileri, istatistiksel verileri ve hatta sunuş metnini içerebilir.

Grafikler: Grafikler sessiz görsel araçların bir biçimidir. Çoğu kez bir konu bazı grafik türlerini kullanarak daha iyi aydınlatılabilir.

Telekonferans: Masrafların yükselmesi nedeniyle değişik coğrafi bölgelerde yaşayan insanlar arasında bağlantı kurmak için telekonferans yöntemi kullanılıyor. Telekonferans, ayrı yerlerdeki bireylerin, karşılıklı etkileşim amacıyla telekominikasyon sistemlerinden yararlanmasıdır.

5. BÖLÜM

KONUŞMACININ LİDERLİK ROLÜ

GRUP DAVRANIŞLARI

Grup davranışları bir gruptaki tek tek bireylerin sergilediği davranışların bir bileşkesidir. Sadece bir grubun üyesi olmakla grup davranışı hakkında çok şey öğrenebilirsiniz. Her grup yaşam süresi boyunca bir parça değişir ve gelişir. Buna "grup dinamikleri" denilmektedir.

Grup Dinamiklerinin Öğeleri

Grup dinamiklerine katkıda bulunan belli başlı altı öğe mevcuttur: misyon, normlar, yapı, roller, liderlik ve iletişim.

Gruplar ister gönüllü ister gönülsüz kurulsun, bir amacı başarmak için oluşur. Kendi misyonlarını kendileri belirleyebilir ya da misyon grubun dışındaki bir güç tarafından önceden belirlenebilir. Her grubun özgül değer ve standartları vardır. Misyonunu başarıyla yerine getirmek için grubun izlediği süreci böylesi değerler ve standartlar yönlendirir. Bu süreçte lider çok önemli bir rol oynar. Etkili ve verimli grup performansı iletişimle doğrudan ilintilidir.

Grup Üretkenliği

Grup üretkenliğini etkileyen iki faktör bulunmaktadır. Birincisi, grup içindeki her bir bireyin tutumu grubun oluşturacağı sonuçları etkiler. İkincisi, grup üretkenliği bir bütün olarak grubun kollektif davranışına bağlıdır.

Bireysel Davranış.

1) Grup üyeliğine isteğiniz dışında seçilmiş olsanız bile aktif bir katılım gösterip göstermeyeceğinizi kararlaştıracak olan kişi sizsiniz

2) Rol özdeşmesidir. Bazı bireyler ait oldukları grupta lider olmak için güçlü bir istek taşır.

3) kabullenmedir. Kendinizi grubun bir parçası olarak görüyor musunuz? Grup sizi bir üye olarak kabul ediyor mu?

4) sevgidir. Düşünceli ve sevecen davranış, kendi kendine motive olmuş, özsaygıya sahip ve aktif katılım göstermeye aday bir kişi olmanın işaretidir. Bir sunuşa katılma payınızı bu konuların her birini ne kadar iyi çözdüğünüz belirler.

Kollektif Davranış.

Bir grubun performansını etkileyen ikinci faktör, üyelerin grup üretkenliğinin önündeki engellerle nasıl başa çıktığıdır.

Karar Alma

Sunuş bir karar alma ihtiyacını doğurabilir. Grup kararları iki kategoriye -süreç ve görev- ayrılır. Süreç kararları bir görevin nasıl başarılacağını kararlaştırır. Görev kararları ise doğrudan grubun ortaya koyduğu ürünle bağlantılıdır. Grup kararları otoriteye çoğunluğa ya da mutabakata dayalı olarak alınabilir. Otoriter bir karar, özel bir birey ya da bireyler tarafından alınır.

Problem Çözme

Etkili problem çözümü mantıksal bir atak planını izler.

LİDERLİK

Bir lider grubun amacına ulaşılmasını kolaylaştırdığı zaman etkili olur. Konuşmacı kişisel saldırılara kutuplaşmaya ve düşmanlığa engel olmalıdır.

Liderlik Yaklaşımları

Esas olarak iki liderlik yaklaşımı -dolaysız ve dolaylı- bulunmaktadır. Sunuşlarda her ikisi de geçerlidir. Dolaysız liderlik yaklaşımında konuşmacı; dinleyici, konuyu ve sunuştan çıkan sonucu mutlak olarak kontrolü altında tutar. Sadece sunuşta nelerin yer alacağını belirlemekle kalmaz, sunuşun yönünü ve vurgusunu da belirler. Dolaylı liderlik dinleyicilerin daha fazla kontrol sahibi olmasına izin verir.

Sorumluluk

Dinleyiciler konuşmacının belirli rolleri yerine getirmesini beklerler. Konuşmacının sadece üç temel sorumluluğu -kolaylaştırma, özendirme ve kontrol etme- vardır. Konuşkan dinleyicilerin tartışmaya egemen olmasını engellemeli ve konuşmacının konuşmayı hedefe yönelik tutması gerekir.

Güven Oluşturma

Webster's New Collegiate Dictionary, "güven"i şöyle tanımlıyor: "Birisinin ya da birşeyin karakterine, yeteneğine, gücüne veya gerçekliğine kesin biçimde bel bağlama." Güve iki yönlü bir süreçtir. Güven duyan kimseye güven duyulur.

Mizah

Çoğu sonuçlar mizaha başvurmak için fırsatlar meydana getirir. Sunuşlarda mizaha başvurmanın iki yol gösterici ilkesi vardır. Dinleyicilerin oluşturduğu gülüşmelere katılın ve kişisel hatalarınıza gülün.

DINLEYİCİLERİ SUNUŞA KATMA

Dinleyiciyi Konuşmaya Teşvik Etme

Birincisi, hedeflerinizi (sunuşla ve dinleyicilerle ilgili hedeflerinizi ) önceden analiz edin. İkincisi, tüm sunuşu planlayın. Üçüncüsü, konunuzu tanıtmak için yeterince zaman ayırın. Giriş önemlidir! Bu, konuşmacı ve dinleyicilerin kendilerine alışmasını sağlayan bir süreçtir. Dördüncüsü, soru ve cevaplar, grup tartışmaları, görsel araçlar, örnek olay incelemeleri ve rol canlandırması rolüyle mesajı hayata geçirmeleri için dinleyicilere bir şans tanıyın.

Dinleyici yanıtları

Aktif ve uygun biçimde karşılıklı etkileşime girenler, bir şey söylemeyenler söz konusudur. Öte yandan, konuşma üzerinde tekel kuranlar tüm konuşmaları kendileri yapmak ister. Konuyu değiştirmek ya da tartışmaya yeni bir konu sokuşturmak isteyenlere yandan dolananlar deniyor.

Konuşmacının Yanıtları

konuşmacılar iddialı insanlardır. Katılımı özendirmekte anahtar konuşmacının tutumudur.

BEKLENMEYENİ YÖNETME: Dinleyici Davranışları

Düşman Katılımcı:

Düşmanlık bir protesto ifadesidir. Birey konuyu konuşmacıyı organizasyonu ya da kişisel baskıları protesto ediyor olabilir. Düşmanlık konuşmacıda korku duyguları uyandırabilir. Bu düşmanca durumu yönetmenin en iyi yolu nedir? Dinleyici düşmanlığını yönetmek önce, özkontrolü korumayı; sonra da düşman katılımcı üzerinde kontrol kurup sürdürmeyi gerektirir. Düşmanca tavrı kontrol etmek için, kişisel düşmanlığı dağıtmaya çalışın. Düşman katılımcıdan kaçmak ya da onu önemsememek sadece sunuştan birşeyler alıp götürür.

Gönülsüz Katılımcı.

Sunuşta olmayı istemeyen bir dinleyici genellikle sandalyeye yayılma bir şeyler karalama ya da uyuklama gibi pasif sözsüz davranışlar sergileyecektir. Bazı insanlar konuşmacı kim olursa olsun ya da mesaj ne kadar değerli olursa olsun sunuşlara katılmaktan heyecan duymaya bilir.

Not: Bilgiler http://www.dersimiz.com dan alıntıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Türk Müziğinde Nota Yazım Tekniği

 

Nota Yazım Tekniği

 

Notalar (Notes)

Müziği notalayıp yazıya almaya yarayan şekillerdir. Yazı harflerinin adları bulunuşu gibi, bu şekillerinde adları vardır. Notalara ait yedi isim şunlardır: do (ilim dilinde bazen “ut”), re, mi, fa, sol, la, si. Almanya ve İngiltere’de, Ortaçağ tarzından solfejde kısmen hatıra olarak notalar doğrudan doğruya alfabe harflerinden yedisinin adlarıyla okunmaya devam ediliyor: C (do), D (re), E (mi), F (fa), G (sol), A (la), H (si), B (si bemol). Bu, Almanlardaki sistemdir.

Nota (veya not) kelimesi, bir şeyi sonradan hatıra getirtecek surette bir yere not etmeyi ifade eden sözdür. Müzik notası da, bir sesi temsil etmek üzere nota dizeği üstündeki yerine konulan bir işaret, bir kayıttır.

Karakterci nota: Bir özelliği belirten nottur. Dizideki yedi notanın vasıfları olan tonik, toniküstü, mediant (ortanca), alt-dominant, dominant (hâkim), dominantüstü, sensible (duygun) nota, terimleri hep karakterci notalardır. Çünkü, dizide her birinin farklı birer rolü vardır ve karakterlerini işte bu roller sağlar.

Bir dizinin ilk üçlü ve ilk altılı aralıkları o dizi modunun karakterci notalarıdır. Majör ve minör dizilerin mod notaları adını alırlar.

Süs notaları: Bak: Melodik süslemeler.

Zarif notalar: Melodide bazı süs ve işleme notalarına böyle denir. Melodik süslemeler dediklerimiz bunlardır (Bak: Süslemeler). “Bezen notaları”da denilebilir.

Küme notalar: Nota kümecikleri. Ölçünün bir zamanını veya zamanın bir bölümünü vücuda getiren tertipli kümeciklere nizam dışı katılan notalara (bir yüklenti ihdas ettikleri için) böyle denir. Yük notalarının vücuda getirdiği böyle nizam dışı gruplar, birleştikleri notaların sayısını karşılayan rakamlarla gösterilirler.

 

Nota Şekilcikleri (Figures de notes)

Türlü nispî uzunlukları, yani süsleri olan nota kıymetleri şu figürlerle gösterilirler: Birlik, İkilik, Dörtlük, Sekizlik, Onaltılık, Otuzikilik, Altmışdörtlük. Bu süreleri küçüklere “göze hitap eden” biçim adlarıyla öğreterek nota dersine başlamak kolaylığı muciptir. Sırasıyla şunlardır: Yuvarlak, Beyaz, Siyah, Çengelli, İki çengelli, Üç çengelli, Dört çengelli.

 

Nota Yazma Disiplini - Tekniği

Başka dillerdeki müzik sözlüklerinin hiç birinde görülmeyen bir maddeye ölçülerimiz dışı bir makale halinde burada yer verişimiz sebepsiz değildir. Nota basımında en ileri durumda olan merkezlerde bile el yazısına yaygın bir “güzel ve okunaklı nota yazmak” konusu vardır, hem de gayet önemlidir. Nota güzel yazısı basımcılığa inhisar (tekel) edilemez. Çünkü, el yazmalarından da deşifre yapılacak, az prova ile konsere çıkılmak zaruretleri orkestra partilerinin inci gibi kopya edilerek çoğaltılması mecburiyetini daima yaşatacak, neticede nota yazımcılığı (kopist kaligraflığı) sorumlu bir hattatlık şubesi halinde daima mevcut olacak ve her mûsikîcinin bu ince işte ister istemez az veya çok eli bulunacaktır. Millî nota matbaacılığını derhal geliştirmeyecek durumdaki yeni merkezlerde nota yazıcılığı daha da faal kalacaktır. Mecburiyetin sebebi açıktır: Nota yazısı denilen araç, zaman içinde hareket eden bir sürat dilinin vasıtasıdır. Pürüzlü el yazısı üzerinde müzik icrası yürütmek mümkün değildir. Neticede, güzel nota yazmak işi, bir süs ve zevk meselesi olmaktan çıkarak, teknik zaruret olur. Nota hattatlığı sorumlu bir hüner sayılır. Kuyumcu sabrıyla işlenen ve ince prensipleri olan bir sanattır. Nota hattatının müzikte bilgili olması gerekir. Çünkü, güzellikten başka, taksimat incelikleri de –bilhassa el yazmasından yapılan istinsahta- bahis konusudur. Kopya edilecek notanın ölçülerinde meselâ, zaman kümeleri baştan ince tertibatla hazırlanmış olmayıp da ortograf ihmalleri kaçmışsa, usta kopist bunları görebilmelidir. İş bu kadar incelikli olduğu halde, memleketimizde bu el yazıcılığında dikkatli bir iki usta meslektaş pek geç yetişebilmiştir. Basılan veya basılmayan başkalarının nota istinsahlarında genellikle kişisel ve çırpıştırma yazılar hâkimdir! Avrupa basımlarına yaklaşmaya gayret etmek iyi niyetini gösteren kalemlerin bile bu işteki ana prensipleri henüz öğrenemedikleri daha ilk satırlarda göze batıyor. Bu konuda ilk yetkilimiz Nazım ÜLGEN’in bir yazısını aşağıda yayınlıyoruz.

Güzel ve düzgün nota yazmak, bu sanatın her şubesinde uğraşanlar için pek lüzumludur. Hele henüz müzik matbaacılığı kurulmamış durumdaki memleketlerde, nota yazma işi, daha da mutlak bir zaruret arz eder.

Sanatçılar, öğretmenler ve müzik tahsili görenler özel teori ve tekniği dairesinde yazılı notalardan okuma ve öğrenmeyi daha kolaylıkla başarıp kavrarlar. Zevksiz ve okunmayacak kadar kötü notaya geçirilmiş eserler müziğin ruh ve esası olan ifade, nüans ve hareketten icrayı alıkoydururlar. Sanatçı, notaları sökmeye çabalamak yüzünden, yukarıda saydığımız mühim hususları ihmal zorunda kalır.

Piyano, koro ve  çoksesli müzik eserlerinde yazış teknik ve teorisine uymayan notalar icracıya çok defa enikonu yanlışlıklar işletir. Kıymetlerinin portedeki yer ve nispetleri düzgün olmayan yazılar deşifreyi ve müziğe nüfuz imkânlarını güçleştirir, göz ve hafızayı yorar, yorum düşer.

Nota Şekillerinin Yazılışı

Notalar, kıymetlerinin her türlüsünde düzgünlükle yumurtamsı çizilmiş bulunmalıdır. Aşağıdaki misalde görüldüğü üzere, yuvarlak yazılı notalar –akor yazısında temas noktaları tamamen dolmuş olacağından- kalın bir çizgi gibi görünerek, okunmaları güçleşir. Beyzi notalarda ise temas noktası iki taraftan kapanmadığından, o sayede okunmaları kolay olur. Bu fark göz önünde tutulup hiç olmazsa çok sesli ve akorlu yazılarda notaları beyzi çizmeye çalışmalıdır (Şekil 1).

Şekil 1:

 Şekil 1a - www.turkmusikisi.comŞekil 1b - www.turkmusikisi.com

İkilik’ten başlayıp dörtlük, sekizlik ve daha küçük kıymetteki notalara beyzi uçlar porte aralık ve çizgilerine hep eğrilemesine yazılırlar (Şekil 2).

Şekil 2:

Şekil 2 - www.turkmusikisi.com

İkilik kıymetten itibaren altmışdörtlüğe kadar bütün nota başları aynı büyüklükte düşmelidir (Şekil 3).

Şekil 3:

Şekil 3 - www.turkmusikisi.com

Birlik nota öbürlerinden az büyükçedir, hem de onların aksine olarak portedeki yerine yayvan ve yatık yazılmalıdır. Öbür nota başlarından büyük olduğu için, eğik yazılırsa portenin aralık ve çizgilerinden taşar. Neticede okunması güçleşir, yanlış okunmaya sebebiyet verebilir (Şekil 4).

Şekil 4:

Şekil 4 - www.turkmusikisi.com

 

Sükût (Es) İşaretleri ve Yazılışları

Kıymetler gibi esler de çeşitli ve portedeki yerleri bazen farklıcadır.

A) Birlik es, portede daima dördüncü çizginin altındadır. B) İkilik es, portede üçüncü çizgi üstüne konur (Şekil 5).

Şekil 5:

Şekil 5 - www.turkmusikisi.com

C) Dörtlük es, portenin ikinci çizgisi ile dördüncü çizgisi arasına yazılır. Yalnız, bunun alt ve üst kuyrukları aşağıdan birinci aralığın içine ve yukarıdan dördüncü aralığın içine biraz girmiş bulunurlar (Şekil 6).

Şekil 6:

Şekil 6 - www.turkmusikisi.com

D) Sekizlik, onaltılık ve otuzikilik eslerdeki çengelli uçlar üstten portenin üçüncü aralığına yazılırlar. Sekizlik esin bacağı portenin ikinci çizgisine, onaltılık bacağı birinci çizgiye, otuzikilik olanın bacağı da birinci çizginin az altına uzatılır. Altmışdörtlük este, çengelli uç dördüncü aralıkta olmak üzere, bacağı otuzikilik esinki kadar indirilir (Şekil 7).

Şekil 7:

Şekil 7 - www.turkmusikisi.com

Bu örnekteki gibi, eslerin çengelleri daima porte aralıklarına yazılacağına dikkat edilmelidir.

Piyano, koro ve orkestra partisyonlarında eslerin yerleri ister istemez değişebilmektedir (Şekil 8).

Şekil 8:

Şekil 8 - www.turkmusikisi.com

E) Noktalı nota ve eslerin noktaları işaretin daima tam önüne ve porte aralıklarına konulmalıdır. Çizginin üstüne nokta konulmaz. Çünkü, üst üste gelecek aynı renkler birbirini yok ederler (Şekil 9-a).

Şekil 9-a:

Şekil 9a - www.turkmusikisi.com

Bir ölçüden daha fazla, yani birkaç ölçülük olan esler şu misalde görüldüğü üzere, yazılırlar (Şekil 9-b).

Şekil 9-b:

Şekil 9-b - www.turkmusikisi.comŞekil 9-b - www.turkmusikisi.com

 

Nota Bacaklarının Çekilişi

Tek olarak, her notanın bacağı, adlandığı sesin oktavına kadar uzatılır.

A” misalinde görüldüğü üzere, birinci çizgi altındaki do notası, portenin üçüncü “do” aralığının ortasına, re dördüncü çizgiye, mi yukarıdaki “mi” aralığına ve birinci aralıktaki fa beşinci “fa” çizgisine kadar uzatılır. Öbür notalar da “yukarıdaki gibi” oktavlarına kadar uzatılırlar.

Birinci ilâve çizgili alt “do” notasından itibaren re, mi, fa, sol, la notalarının bacakları yukarı, sonra gelen si, do, re, mi, fa, sol, la notalarının bacakları da aşağı çekilir (Şekil 10).

Şekil 10:

Şekil 10 - www.turkmusikisi.com

Aşağıdaki örnekte görüldüğü üzere ilk ilâve çizgili kalın si notası ile ondan pes düşen bütün ilâve çizgili notaların bacakları hep portenin üçüncü “si” çizgisine kadar çekilirler (Şekil 11).

Şekil 11:

Şekil 11 - www.turkmusikisi.com

Gelen örnekte görüldüğü gibi, birinci ilâve çizgili “si” notasından başlayıp yükselen notaların bacakları hep portenin üçüncü si çizgisine kadar indirilirler (Şekil 12).

Şekil 12:

Şekil 12 - www.turkmusikisi.com

Nota bacakları porte üzerindeki yerlerine göre yukarı veya aşağı çekildiklerinde, aşağı indirili bacaklar nota yuvarlağının solundan, yukarı çekilenler nota yuvarlağının sağından çizilmelidirler (Şekil 13).

Şekil 13:

Şekil 13 - www.turkmusikisi.com

İlâve çizgileri arasındaki açıklık, porte çizgilerinin açıklıkları kadar olmalıdır. Üst üste sıralı ilâve çizgileri hep aynı uzunlukta ve bir hizada olacaklardır (Şekil 14).

Şekil 14:

Şekil 14 - www.turkmusikisi.comŞekil 14 - www.turkmusikisi.com

 

Kıymet Çizgileri

Notalar çoğu zaman düz birer çizgiyle birbirlerine bağlanırlar. Grup halinde görünen notaları bağlayan bu çizgiler, sekizlik kıymette 1, onaltılık’larda 2, otuzikilik ise 3 düz ve paralel çizik olur. Bunlar, tekli notalardaki çengellerin birleştiriminden ibarettir (Şekil 15).

Şekil 15:

Şekil 15 - www.turkmusikisi.com

Birleştirmeler, basit ve mürekkep ölçülerde, “vuruşlara göre bölünebilir kümeler halinde” olmalıdırlar. Bazı mürekkep ve aksak usûllerde, bu gruplar, ölçünün bölüm ve vuruşlarına uygun surette düzenli yazılmalıdırlar, ta ki okunmaları kolay olsun, icrada bir çırpıda emniyetle kavranabilsinler.

Gruplamalar, ölçü birimi dairesinde yapılmış olmalıdır. Ölçüdeki notalar ne türlüden bölüntülü olursa olsun, her grup hep ölçünün vuruşlarına göre kümelenmiş bulunacaktır (Şekil 16 ve 17).

Şekil 16:

Şekil 16 - www.turkmusikisi.com

Şekil 16 - www.turkmusikisi.com

Şekil 16 - www.turkmusikisi.com

Şekil 17:

Şekil 17 - www.turkmusikisi.com

Şekil 17 - www.turkmusikisi.com

Şekil 17 - www.turkmusikisi.com

Şekil 17 - www.turkmusikisi.com

 

Aşağıdakiler de aynı cümledendir:

Türlü yükseklikteki notaların bacakları kıymet çizgisiyle nasıl bağlanacaktır? Türlü seslerden kurulu kümelerin kıymet çizgileri portedeki bir üçlü aralığı kadar iniş ve çıkış meyli göstermelidirler. Bu gibi hallerde bazı notaların bacakları (şekle uyması için) oktavdan fazlaca uzatılır.

Nota bacakları inik ise en pes notanın bacağı normal boyda uzatılır. Bu ses, kümenin ayarlama notası olur. Grubun son notası bu ayarlama notasına bir üçlü meyli verdirecek surette indirildikten sonra kıymet çizgisi ikisi arasına çizilir. Öbür nota bacakları düzgün olarak indirilirler (Şekil 18).

Şekil 18:

Şekil 18 - www.turkmusikisi.com

Şekil 18 - www.turkmusikisi.com

Yukarıda “a” örneğinde görüldüğü üzere, nota bacakları üçüncü si çizgisine kadar uzatılıyorsa, kıymet çizgisi düz ve porteye paralel çizilir. Gruplarda oktava kadar uzatılacak nota eğer varsa, öbür yüksek veya pes notalar hep o sese tâbi olarak (“b” örneğinde görüldüğü gibi) o notanın hizasına kadar uzatılırlar, kıymet çizgisi öbürleri gibi düz çekilir.

Kümeyi teşkil eden notalar arasında aynı sesten iki veya daha fazla nota varsa, öbürlerinin kıymet çizgileri –hangi seviyede olursa olsunlar- müşterek sesler dolayısıyla hep düz çizilmeli ve porteye düşmelidirler (Şekil 19).

Şekil 19:

Şekil 19 - www.turkmusikisi.com

Porte çizgileri kıymet çizgilerinin arasında bırakılmamalıdır (Şekil 20).

Şekil 20:

Şekil 20 - www.turkmusikisi.comŞekil 20 - www.turkmusikisi.com

 

Müzik Yazısında Nispet ve Kıymet Ölçüsü

Müzik sanatı kulağa ses unsurlarıyla çizilebilen bir ölçüm sistemi gibidir. Müzik, kalbin atışı gibi düzenli ve ölçülü çalışacak bir işleyiştir. Ölçü, zaman ve hareket, laboratuar kıvam ve dozları kadar incelikle işleyen bir tartı hassasiyeti gösterirler. Tabiattan esasın bir denklik ve armoni dairesinde doğan sesler daimi bir dirilik ve disiplin içinde akıp gideceklerdir. Böylesine ince ve hassas ölçülerle düzenleyici bir varlık olan müzik sanatının yazısı da göz için mümkün olduğu kadar bir sismograf hassasiyetiyle işleyerek süre derecelerini berraklık içinde gösterebilmelidir.

Şekil 21

Şekil 21 - www.turkmusikisi.comNota kıymetleri şeklen gerçi benzeşmezlerse de portede adlandırdıkları zamandaki sesleri tam kendi kıymetleri miktarında sürmelidir. Yani, her nota taşıdığı kıymet kadar uzar. Kıymetler, parça içinde, usûle göre en muntazam bölüntülerle ölçülür. Ölçülü parçalar ölçülü hareket ve tempolarla icra edilirler. Müzik yazısındaki işte bu tartıları muayyen birer ölçüm nispeti dairesinde belirtmeye çalışacağız.

Nota kıymetlerine göre mesafelendirmede dikkat edilecek oranlar şöyle olur (Şekil 21).

Bu mesafelendirme işinde gerçi kesin birer uzunluk ve ölçüm bahis konusu olamazsa da, bir ikilik açısı eğer “a” misalindeki kadarsa, öbür kıymetler şemada noktalarla gösterilen farklar kadar olmalıdır. İkilik mesafesi veya aynı satırdaki en küçük kıymet açıklığı biraz büyük veya kısa alındığı zaman, öbür kıymetler arasındaki farklarda şekildeki nispetler manzumesine uygun ölçülerde olmalıdır.

Yalnız, bir müzik parçasının her satırında hep aynı notalar bulunmaz. Bunun için, yazıdaki nispetler düşünülürken (eseri baştan sona her zaman aynı nispetlerle yazmak mümkün olamayacağından) müziğin her satırı için cüzi farklarla baştan birer oran tahmin etmek gerekir. Parçanın baştan sona kadar aynı nispetlerle yazılması mümkün olacaksa, o taktirde en uygun şekil pek tabiidir ki zaten mevcut demektir.

Yukarıdaki “a” şeması görüldükten sonra şöyle bir soru akla gelebilir.  şeması görüldükten sonra şöyle bir soru akla gelebilir. İkilik bir nota dörtlüğün bir misli fazlası olduğuna göre, uzaklıkta neden aynı mesafenin yarısıyla gösterilmesin? Gerçi bu yerinde bir düşüncedir ama o hesabı kabul edecek olursak pek küçük kıymetleri taksime imkân kalmaz. Küçük kıymetlerin arası o kadar daralacaktır ki, notaların git gide adeta üst üste yığılışacakları görülür (Şekil 21).

Noktalı notalarda mesafeler, kıymetler arasındaki açıklıklara uygun düşmek suretiyle, noktasız hallerinden biraz daha uzun olmalıdır (Şekil 22).

Şekil 22:

Şekil 22 - www.turkmusikisi.com

Trioleler hangi kıymetlerle yazılı olursa olsunlar, notaları arasındaki mesafe, trioleli olmadıkları zamandaki kadar olmalıdır. Meselâ, iki sekizlik arasında ne kadar mesafe varsa, sekizlik triolelerin notaları arasındaki uzaklıkta o kadar olmalıdır. Diğer kıymetlerle yapılan üçlemelerde aynı kurala uymalıdır (Şekil 23).

Şekil 23:

Şekil 23 - www.turkmusikisi.com

 

Nota Yazmağa Başlarken

Eğer arıza yoksa anahtardan, arıza varsa arızadan sonra, ölçü içlerinde ise ölçü çizgisinden itibaren birer nota başı kadar aralık bırakılmak suretiyle yazıya başlanmalıdır. Ölçünün ilk vuruşundan önce zamanla mukayyet bir mesafe yoktur. Bazı kimseler ölçü çizgisinden sonra adeta bir dörtlük mesafe açarcasına notaya başlıyorlar. Dikkat etmeyecek olursak, gerek hiçbir şey ifâde etmeyen bu açıklık, gerekse ölçünün son vuruşunun ölçü çizgisiyle olan mesafesi lüzumsuz ve mânasız kalırlar (Şekil 24).

Şekil 24:

Şekil 24 - www.turkmusikisi.com

Birinci ölçünün son vuruşundaki mi ile ölçü çizgisinin arası bir dörtlük notanın tınlama mesafesidir. Ölçü çizgisi o müddetin sonunu sınırlandıran bir kesim olduğuna göre, yeni ölçünün ilk vuruşu evvelindeki çizgiye pek kısa bir açıklıkla yazılmalıdır (yani parçanın içindeki açıklık nispetlerinde olmalıdır): ikinci ölçünün ilk vuruşundaki do notası açıklığında olmalıdır.

Mesafelemede, nota yuvarlakları değil, nota bacakları arasındaki açıklık esastır. Buna göre; nota bacakları hep aynı tarafa çizilecekse, eşitlik hep aynı mesafelerle devam edip gider. Ancak nota bacaklarının istikameti değiştikçe bunun vuku bulduğu yerde mesafe daralır. Çünkü, evvelce de bahsettiğimiz gibi, yukarı çekik nota bacakları nota yuvarlağının sağından, aşağı çekilenler de yuvarlağın solundan çekileceği için aradaki mesafe bir nota yuvarlağı kadar kısalır. Böyle zamanlarda mesafeyi normal hale getirmek için, bacak yönelişi değişen o notayı bir nota başı kadar ilerden almak gerekir (Şekil 25).

Şekil 25:

Şekil 25 - www.turkmusikisi.com

Nota bacaklarının aşağı çekikliği devam edip giderken, sonra gelen nota bacağı aksi istikamete çekilirse bu sefer de mesafe bir nota boyu genişler. Bu taktirde mesafeyi bir nota boyu kısa almalıdır (Şekil 26).

Şekil 26:

Şekil 26 - www.turkmusikisi.com

Ölçü çizgileri ile notalar arasındaki mesafeler için de aynı kural geçerlidir. Ölçü çizgisinden önce gelen nota bacağı aşağı çekiliyorsa, ölçü çizgisi de nota bacağı gibi telâkki edilerek evvelki nispet yine aynen muhafaza olunur. Bacak yukarı çekiliyorsa, ölçü çizgisine bir nota boyu kadar yakın düşüyor demektir ki, bunun için de ölçü çizgisi bir nota boyu kadar ilerden çekilmelidir (Şekil 27).

Şekil 27:

Şekil 27 - www.turkmusikisi.com

 

 

 

 

Bundan sonra nota nispetlerinin göz kararlamasıyla yazılmasına çalışılmalıdır. Dediğimiz esas ve kaidelere bağlı kalınarak çalışılırsa el melekesiyle göz ölçümü yazıyı adeta riyazî bir mesafelendirme disiplinine sokabilir ki, kabul edilen ve makbul olan da esasen budur. Netice itibariyle, baştan beri yazageldiğimiz kurallar titizlikle tatbik edildiği taktirde alışkanlık zamanla iyice olgunlaşabilir.

 

Nüans İşaretleri hakkında ufak bir ikaz!

Nüans işaretleri, şekil veya yazı ile ifâde edildikleri zaman, hangi notadan itibaren başlıyorsa, başlangıç noktaları o notanın tam altından ve hizasından alınmalı ve bitiş noktasına kadar uzatılmalıdır (Şekil 28).

Şekil 28:

Yorum (yok) Yorum yaz!

Türk Halk Oyunları Kataloğu

 

Türk Halk Oyunları Kataloğu

Aşağıdaki linklere tıklayarak ilk folklor araştırmacılarından Mahmut Gazi Mihal'in yeri doldurulmaz eserine ulaşabilirsiniz.

 

Not: Bilgiler http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/ dan alıntıdır.




Yorum (1) Yorum yaz!

Halk oyunlarının oynanış biçimi ve oluşumunda yatan etkenler.

Halk Oyunlarının Oynanış Biçimleri

Halk oyunlarımız, oyuncuların içindeki diziliş biçimlerine göre;

a) Halk Oyunları
b)
Sıra (Dizi) Oyunları
c)
Tek Oyunlar
d) Karşılama

olmak üzere sınıflandırılabilir. 

A - Halk Oyunları : Oyuncuların elele, kolkola tutuşarak veya birbirlerini hiç tutmadan, bir daire veya kapalı eğri çemberinde dizilerek oynanan oyunlardır. Zeybeklerin çoğu , bazı halaylar, heyamola bu türe birkaç örnek olabilir.

B - Sıra (Dizi) Oyunları: Oyuncuların yanyana dizilerek oynadıkları oyunlardır. Sıra oyunlarında, sıralanış biçimleri değişiktir. Düz dizi, eğri dizi, kopuk dizi, bağlı dizili oyunlar gibi.

a) Düz Dizi: Oyuncular bir doğru çizgi görünümü vererek oynarlar. Bu da tek ve çift düz sıra dizileri olmak üzere iki türlü oynanır.

b) Eğri Dizi: Bu şekilde bir yuvarlağın halkanın parçası görünümündedir.

c) Kopuk Dizili Oyunlar: Oyuncular birbirlerine değmeden ve birbirlerini tutmadan oynarlar. (Zeybekler, Kılıç-Kalkan, Teke Zortlatmalarında ve Güvendelerde olduğu gibi.)

d) Bağlı Dizili Oyunlar: Oyuncular birbirlerinin ellerinden, kollarından, belden tutarak oynarlar.Bu da tek veya çift sıralı oynanır. Hemen hemen bütün halaylar, barlar, horonlar ve kasap oyunları bu şekilde oynanan oyunlardır. 

Sıra oyunlarında diziler cinsiyete göre (kadın-erkek) de sınıflandırılabilir. 

1- Tek sıra erkek: (Dizi yanlız erkeklerden oluşur.)
2- Tek sıra kadın: (Dizi yanlız kadın ve kızlardan oluşur.)
3- Çift sıra erkek: (İki sıralı erkeklerden oluşur.)
4- Çift sıra kadın: (İki sıralı kadın ve kızlardan oluşur.)
5- Alaca Diziler: (Diziler kadın ve erkek oyunculardan oluşur.)

Bunların dışında bazı özel dizilere de rastlamak olasıdır. 

 C - Tek Oyunlar: Bu oyunlar tek kişi ya da topluluk tarafından oynanır. Tek oyun denmesinin nedeni; oyun içinde oyuncuların o oyunun belli niteliklerini bozmaksızın, oyunu doğmatik olarak, içinden geldiği biçimde, bağımsız oynamalarıdır. Tek oyunlar çoklukla bağımsız oyun niteliğindedirler.

Bağımsız Oyun (Doğmatik Oyun): Oyuncuların bir yöneticiden komut almadan, belli kurallara bağlı olmaksızın, içlerinden geldiği gibi, özgür hareketler yaparak oynadıkları oyundur. Böylece oyuncular kişisel beceri ve yeteneklerini gösterebilirler.

Düzenli oyunlarda ise; oyuncular oyunun belli kurallarına bağlı kalarak hareket ederler. Kendileri bu hareketlere birşeyler katamazlar.

Tek oyunlara Yozgat çevresinde Şıngılım, Kırşehir'de bitirim, Elazığ'da Şıkıldam denmektedir. Bu oyunlara kişiler, ayrı ayrı oyun gücüne ve yeteneğine sahip olduklarından özel gösteriler de yapılabilirler.

Bursa'nın Tek Güvendeler'i, Konya Sallamaları, Ankara'dan Misket, Kastamonu'dan Seperçioğlu, Çiftetelli, Konyalı bazı zeybek ve karşılamalar bu oyunlardandır.

Karşılama genellikle Trakya bölgesinde karşılıklı iki kişi ya da düzenli guruplar tarafından el tutmadan, karşılıklı oynanan oyunlardır. Bu, diğer bölge oyunlarımızın içinde de bir biçim olarak görülür. Buna Erzurum'un Hançer Barı, Çorum'un İğdeli Gelin Halayı, Zara'nın Maro Halayı, Artvin'in Sarı Kız'ı örnek olarak gösterilebilir.

 

Halk Oyunlarının Oluşumunda Yatan Etkenler

1- Doğal etkenler: Su baskını, deprem, fırtına, şimşek v.s. gibi doğal olaylardan etkilenme sonucu oluşan halk oyunlarında, doğanın bu güçlerinin izlerini görmek olasıdır. Örneğin: Artvin dolaylarında oynanan Deli Horon - Coşkun Çoruh'ta Çoruh ırmağının düzenli, düzensiz akışları yansılanmıştır.

2- Yöre Nitelikleri: Oyunun doğduğu yörenin dağlık, ovalık olması, sıcak ya da soğuk bir iklim taşıması hatta hatta daha derinlemesine bir gözlemle söylersek, yörenin sıra dağlar, tek dağlar biçimini taşıması dahi oynların kişiliğinde açıkça görülmektedir.

3- Kişi Adları: Bazı yörelerde kendilerinden söz ettirecek derecede önemli işler başarmış kişilerin adları, birçok oyunlarımıza isim olmuştur. Örneğin; Atabarı, Sinanoğlu Zeybeği, Oğuzlu, Abdurrahman Halayı v.s.) gibi. Özellikle Trakya'da kişi adı taşıyan oyunlara çok rastlanır. Debreli Hasan, Kâzibe, Kara Yusuf, Ali Paşa bunlara örnek olmaktadır.

4- Dinler: Şamanizm ve İslamiyetin etkisi Sinsin, Samah ve mevlevi oyunlarımızda görülür.

5- İnsan-Hayvan İlişkileri: Türkler'de ilk çağlardan beri gerek dinsel kalıntılar sonucu, gerekse ekonomik yaşantı nedenleri ile insan-hayvan ilişkileri birçok oyunun konusuna girmiştir. Kartal Halayı (Tokat), Tavuk Barı (Erzurum), Antalya ve Burdur yörelerinin Teke Zortlatmaları bunlara birkaç örnek olabilir.

6- Doğa Verimi ve Üretimi Günlük Yaşam: Özellikle Silifke ve İçel yöresinin oyunlarında, kıtlıktan kurtulup bolluğa erişmenin sevinci, doğa verileri karşısında duyulan şükran duygusu, günlük yaşam (yoğurt yapma, yayık dövme, inek sağma, ekmek yoğurma v.s.) gibi günlük uğraşlar açıkça sergilenmektedir.

7- Askeri Düzen ve Savaş: En büyük özellikleri erlik, savaşçılık olan Türkler'in birçok oyunlarında yapılarının özlerinin bu niteliği anıtlaşmıştır. Bursa'nın Kılıç-Kalkan'ı, Cirit oyunları, Köroğlu Barı bunlara birkaç örnek olabilir. Ayrıca bu özellik bazı efe oyunlarında da görülebilir.

8- Bölge İl Adları: Çorum Halayı, Dikili Zeybeği, Sivas Halayı, Balıkesir Bengisi, Tekirdağ Karşılaması, Balkan Gaydası, Tırakya Horası, İstanbul Kasabı, Aydın Zeybeği v.s. örneklerinde görüldüğü gibi, bazı yöre ve il adları da oyunlarımıza isim olmuştur.

Not: Bilgiler, http://www.zeybekler.net/ den alıntıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Türk Halk Müziğinde ezgi yapısı, usuller, formlar ve türler

 

 

EZGİ YAPISI
 

Bugüne kadar elde edilen örneklere bakıldığında Türk halk müziğinin müzikal bakımdan birbirinden farklı ezgisel karakterlere sahip bir yapısal özellik gösterdiği anlaşılmıştır. Genellikle şehir merkezlerine yaklaştıkça klasik Türk müziğinin makamsal karakterini andıran bir yapı ile karşılaşılır. Kırsal kesimlerde ve köylerde ise daha yalın bir ezgisel yapı vardır ve makamsal etkinin azaldığı görülür. Her iki durumda da ezgilerde mikro tonal bir müzikal sistem vardır. Bu halk müziğinin vazgeçilmez özelliğidir.

Halk yaşamının içinde kuşatan kuşağa aktarılan müzik gelenekleri yüzyıllar içinde bölgeler arasında farklılıklar yaratmıştır. Bu farklı müzik icrası yöresel dille “Tavır” olarak ifade edilir. Sanatçıların ve aşıkların çalış söyleyişini bu terim ifade eder. Bununla birlikte tavır terimi daha çok çalgı çalmayı ifade ederken söylemeyi “ağız” terimi ile ifade ederler. Bölgelerin müzik karakterini ortaya koyan ve onların birbirinden farklarına işaret eden unsurlar da bunlardır. Bir noktada ezgi yapısını belirleyen de bu tavırlardır. 

Türk halk müziği araştırmaları ilerledikçe görülmüştür ki, halk müzikal bakımdan da kendi terminolojisini yaratabilmektedir. Örneğin ezgisel yapıyı ifade eden bir terim olarak makam yerine halk arasında “ayak” terimi daha sıklıkla kullanılmaktadır. Bunlara örnek olarak: Kerem Ayağı, Garip Ayağı, Müstezat Ayağı, Beşiri Ayağı vd. Ancak bunların her yerde aynı manayı içermediğini de burada belirtmek gerekir.
Türk halk ezgilerinde 4 ile 15 ses arasında bir ses genliği mevcuttur. Yine bu da kent çevresine yakın halk ezgilerinde ses sayısının artması kırsal kesime gidildikçe azalması biçiminde karşımıza çıkar. Elbette bu durumun istisnaları da vardır.

 

USULLER
 

Türk halk müziğinde kullanılan metrik sistem klasik Türk müziğinde kullanılan sistemden daha karışıktır. Dünyanın ritmik bakımdan en karmaşık müziklerinden biri de Türk halk müziğidir. Usuller üç ana başlıkta incelenebilir.

1) Ana Usuller (Mesure or ritm) ve üçerli şekilleri
2) Birleşik Usuller
3) Karma (Mix) Usuller

Türk halk müziğinde kullanılan usullerin iç ritimleri de şu şekilde oluşmuştur.

1) Ana Usuller (Mesure or ritm) ve üçerli şekilleri

2 zamanlı Usuller
3 zamanlı Usuller
4 zamanlı Usuller

Üçerli şekiller

2 zamanlı Usuller (3+3=6)
3 zamanlı Usuller (3+3+3=9)
4 zamanlı Usuller (3+3+3+3=12)


2) Birleşik Usuller

5 zamanlı Usuller (3+2)-(2+3)
6 zamanlı Usuller (3+3)-(4+2)-(2+4)
7 zamanlı Usuller (3+2+2)-(2+3+2)-(2+2+3)
8 zamanlı Usuller (2+3+3)-(3+2+3)-(3+3+2)
9 zamanlı Usuller (3+2+2+2)-(2+3+2+2)-(2+2+3+2)-(2+2+2+3)

3) Karma (Mix) Usuller
10 zamanlı Usuller (2+3+2+3)-(3+2+3+2)-(3+2+2+3)-(3+3+2+2)-(2+2+3+3)-(2+3+3+2)
11 zamanlı Usuller [(2+2+3)+(2+2)]-[(3+2)+(2+2+2)]-[(3+2)+(3+3)]
12 zamanlı Usuller [(2+3)+(3+2+2)]-[(2+3+2+2)+3]-[(2+3)+(3+2+2)]
13 zamanlı Usuller [(3+3+3)+(2+2)]-[(3+3)+(2+2+3)]
14 zamanlı Usuller [4+6+4]
15 zamanlı Usuller [(3+3+2)+(3+2+2)]-[(3+2+2)+(3+2+3)]-[3+4+4+4]-[(2+3+3)+(2+2+3)]-[(2+3+2)+(3+2+3)]


 15 zamanlıdan sonra karşımıza çıkan usullerde düzensiz bir iç ritim yapısı bulunmaktadır. 32 zamanlıya kadar tespit edilmiş usuller bulunmaktadır.

 

FORMLAR VE TÜRLER
 

Türk halk müziği formal bakımdan şu iki temel biçimde şekillenmiştir:

1) Sözlü Halk Ezgileri
2) Çalgısal Halk Ezgileri

Her ne kadar bu şekilde genel bir ayrıştırma yapılabilirse de Türk halk müziği geleneği sözlü eserler üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla mevcut repertuarın neredeyse % 95’i sözlü eserlerden oluşur. Çalgısal eserler ise çoğunlukla oyun havaları biçiminde karşımıza çıkar. Bu bakımdan bu ayrıştırmanın yanı sıra sözlü eserlerin form yapıları ve türlerini birlikte anmak gerekir. Zira türler formları belirleyen temel öğelerdir. Türk halk müziği geleneği içinde yer alan her türlü sözlü ezgi için kullanılan Türkü, formal bir ayrım yapılmaksızın kullanılan özel bir terimdir. Ancak Türkü terimi yalnızca sözlü halk müziği örnekleri için geçerli bir terimdir. Bazı Oyun havaları ve çalgısal ezgiler için yöresel terimler kullanılır. Halk şarkısı anlamında kullanılan bu terimin kaynağının Türk sözcüğü olduğu genel olarak kabul görmüştür. Türk halkının yarattığı anonim nitelikli sözlü ve ezgili ürünlere bu isim verilmektedir.

Türküler genel olarak bir olay üzerine yakılırlar. Bu olaylar bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyacağı gibi, dar bir çevrelerde meydana gelen türden de olabilir. Aşk, gurbet, ölüm, seferberlik, sel felaketi, savaşlar vs. bu olayların başlıca örneklerindendir. 

Tüm bunların ışığı altında Türk halk müziğinde yer alan iki büyük formu şu şekilde ele almak mümkündür.:

1) Uzun Havalar (Long air)
2) Kırık Havalar (Broken air) [Bu yalnızca kelimenin anlamı olarak yazılmıştır. Aslında böyle bir anlamı içermez.]

Uzun Havalar, serbest tartımlı (parlando) ezgilerdir. Düzenli bir ritim özelliği göstermeyen ancak bazı geleneksel söyleyiş kalıplarına göre icra edilen bir formdur. Uzun hava terimi halk arasında yaygın değildir. Bu terim yerine bu formu belirleyen bazı tür adları halk arasında daha fazla yaygındır. Hoyrat, Maya, Bozlak, Elezber, Müstezat,Tecnis, Barak Havaları, Gurbet Havaları bu türlerden bazılarıdır.

Kırık Havalar, ritmik karakterleri ve ölçüleri belirgin olan ezgilerdir. Düzenli bir ritim özelliği göstermekle birlikte geleneksel söyleyiş kalıplarına bağlı olarak icra edilen bir formdur. Kırık havaların bir çoğu aynı zamanda oyun havasıdır. Kırık hava terimi de uzun hava gibi yaygın kullanılmamaktadır. Bu terim yerine formu belirleyen bazı tür adları kullanılır. Karşılama, Halay, Bar, Horon, Bengi, Zeybek, Semah, Teke Zotlatması bu türlerin bazılarıdır.


Uzun Hava Türleri:


HOYRATLAR: Hoyratlar, cinaslı manilerle söylenen uzun hava türüdür. Hoyratın yurt düzeyinde yayılışı şöyledir. Sivas’tan başlayarak bütün Doğu Anadolu’da, Güney Doğu Anadolu’da ve bugün Irak sınırları içinde olan Kerkük’te hoyratlar söylenir. Hoyratlar bazı isimlerle anılırlar. Gelin Hoyratı, Nöbetçi Hoyratı, Muhalif Hoyratı, Kesik Hoyrat, Muçula Hoyratı.

MAYALAR: Türk Halk Müziğinin en yaygın uzun hava türlerinden birisidir. Hemen hemen her yörede bulunur. Bir giriş sazından sonra (bu giriş sazı ritmik bir melodi de olabilir) uzun hava serbest tarzda okunur. Aralarda yine aynı saz partisi çalınır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde daha fazla görülür. Mayalar tüm doğal ve sosyal olayları konu edinir.

BOZLAKLAR: Bozlak, feryad etmek çığlık atmak anlamındadır. Bozlaklar insan feryadını, çığlığını andıran müzikal haykırışlardır. Orta Anadolu’da yaygın olmakla birlikte orta toroslarda Maraş, Antep, illerinde de söylenir. Bozlaklar genel olarak minör karakterli ezgi yapısına sahiptir. La eksenine göre 2.nci derece (seconder tone) si bemol veya si bemol 3 komalık (quarter tone)sesler içerir. En yaygın bozlak türleri şunlardır: Avşar bozlağı, Türkmen bozlağı, Kırşehir bozlağı, Şekerdağı bozlağı, Kırat bozlağı, Katırcıoğlu bozlağı, Aydost bozlağı.

 

GURBET HAVALARI:  Türkiyenin Güneybatı kesiminde yer alan ve adına teke yöresi denilen bölgede çalınan ve söylenin uzun hava türüne Gurbet Havası denir. Daha çok gurbet ve hasret temalarını işlemektedir. Gurbet havalarının en tanınmışları şunlardır: Avşar Beyleri, Güllük Dağı, Ne Dönersin Kahpe Felek, Çıktım Gurbet Ele Geri Gelinmez.

DİVANLAR:  Uzun havaların hem aruz vezni hem de hece vezniyle söylenen özel türlerinden birisidir. Aruz vezninin failatün / failatün / failatün / failün kalıbıyla veya hece vezninin 11-15 li kalıbıyla söylenir. Çoğu kez ritmik bir giriş sazından sonra uzun havanın vokal partisi  gelir. Sonra yine ritmik aranağme çalınır. Ezgi tekrar siz tekrar ses sıralamasıyla devam eder. Saz partilerinin serbest tartımlı (parlando rubato) olduğu divanlar da vardır. Divanlar Anadolu’nun pek çok yerinde icra edilirse de orta ve doğu Anadolu’da daha çok bulunur.

AĞITLAR: Toplum vicdanında derin izler bırakan  doğal olaylarla bazı üzücü kişisel olayları konu edinen uzun hava türlerinden biridir. Ağıtlar ezgi karakteri itibarı ile de yöresel bir niteliğe sahiptirler.  Örneğin bir sel felaketini veya bir zelzeleyi konu edinebildiği gibi genç yaşta ölen bir gelini veya savaşta ölen bir askeri konu edinir. Daha çok bir ölünün ardından söylenir. Anadolu’nun hemen her yöresinde ölülerin başında ağıt yakıcılar (lament  singers) adıyla bilinen kadınlar o ölünün niteliklerini dile getiren ağıtlar söylerler. Ağıtçı kadınlar (lamentest womens) bu işi profesyonel bir uğraş olarak yerine getirirler. Ağıtlar uzun hava formunda olabildiği gibi kırık hava formunda da olabilir.


Kırık Hava Türleri:

Daha önce yaptığımız tanımda da belirttiğimiz gibi belli bir ritmik yapıyı sürdüren ezgiler olan Kırık Havalara tüm yurt çapında rastlamak mümkündür. Kırık havalar yalnızca sözlü ezgileri değil sözsüz ezgi türlerini de kapsamı içine alır. Yani enstrümantal ezgiler de, kırık havalar bünyesindedir.

Bulundukları yöreye, çalındığı ortama veya çalınma amacına göre değişen isimler olan kırık havalar yalnızca sözlü ezgileri değil sözsüz (enstrümantal) ezgi türlerini de kapsamı içine alır. Bu enstrümantal ezgilerin çoğu zaman bir oyuna eşlik ettiği görülür. Oyun havası teriminin şüphesiz buradan kaynaklandığı bilinmektedir. Ancak sözlü oyun havaları da THM repertuarı içinde önemli bir yer tutar. Her yörenin kendisine has çalış ve söyleyiş karakteri vardır. Her yörenin edebi ve müzikal özellikleri ile tavır ve üslubunda farklı özellikler göze çarpar. Bu da o çevrede yaşayanların sosyal yaşamları yörenin coğrafi özellikleri, ekonomik durum v.s. konularla ilgilidir.

DEYİŞLER: Anadolu sahasının hemen her bölgesinde kullanılan deyiş genel olarak sözlü ezgileri tanımlamada kullanılan bir terimdir. Daha özel kullanım alanı ise Alevi-Bektaşi toplulukları arasında söylenen ve şiir itibariyle mutlaka bir aşığa ait olan ezgi kalıpları için kullanılır. Mistik konuları ele alan deyişler olduğu gibi, çeşitli toplumsal konuları içeren deyişler de vardır.

NEFESLER: Daha çok Bektaşi topluluklarının mistik ve sosyal içerikli konuları içeren müzikli ilahilerine bu ad verilmektedir.

İLAHİ: Anadolu’nun her bölgesinde İslam tasavvufunun öğretilerini yaşayan tarikatların ritüellerinde söylenen sözlü ezgilerdir. Ezgi karakteri bakımından herhangi bir sınırlandırma olmaksızın icra edilir. Ancak ezgiler daha çok mistik temaları içermektedirler. Bununla birlikte Kına, düğün gibi ritüellerde okunan mistik temaları içermeyen ilahiler de vardır.

HALAYLAR: Çoğunlukla ezgi ve biçim yönünden bir bölümlü olan halaylar bazen birkaç bölümden de meydana gelebilir. Birden fazla bölüm olduğunda batıdaki süit formunda olduğu gibi bölümler birbirine bağlanarak çoğu zaman gittikçe hızlanmak suretiyle icra edilir. Sözlü ve sözsüz türlerine rastlanan halaylar açık hava ve meydanlarda davul-zurna eşliğinde çalınır ve oynanır. Başlıca halay bölgeleri Kırşehir, Sivas, tüm Güneydoğu Anadolu, Yozgat ve civarıdır. Halaylar ve bölümler kendine özgü yöresel isimler alır. Ağırlama, yanlama, sıkıştırma,ikileme, yeldirme vs.

 

BARLAR: Barlar Doğu Anadolu'da, Kuzeyde Artvin'de başlayıp, Kars, Erzurum, Erzincan'ın bir kesimi, Ağrı ve Van yörelerinde çalınan söylenen ve oynanan ezgilerdir. Halaylarda olduğu gibi bplümler eğer varsa birbirine bağlı olarak çalınır, söylenir ve oynanır. Sözlü barlar olduğu gibi sözsüz barlar da vardır. Bundan başka kadın ve erkek barları birbirinden ayrı karakter taşır.

Kadın Barı: Çift Beyaz Güvercin, Aşaktan Gelirem
Erkek Barı: Baş Bar, İkinci Bar

SEMAHLAR: Alevi ve Bektaşi topluluklarının dini inançları doğrultusunda çaldıkları, söyledikleri oyunlu ezgilerdir.  Yörelere göre değişen isimler alır. Semah, zemah, zamah, zamak vb. Semahların yurt sathında yayılışları konusu bugüne kadar tam anlamıyla ele alınmamıştır. Ancak Alevi ve Bektaşi'nin bulunduğu her yerde elbette semah da olacaktır.

Semahlar kadın ve erkek bir arada dönüldüğü gibi yalnız kadınlar ya da erkekler arasında da dönülebilir. Kişi sayısı en az iki olmak kaydıyla daha fazla da olabilir. Semahlara değişik ebatlarda bağlamalar eşlik eder. Bundan başka Ege ve Akdeniz bölgesinde kabak kemane'nin, Doğu ve Orta Anadolu'da da kemanın semahlara eşlik ettiği görülmektedir. Kemanın çalınma biçimi omuzda değil dizdedir. Bu güne değin ele geçen semahlar içerisinde çok çeşitli usulleri rastlandıysa da bunlardan 9 zamanlı usullerin daha yoğun olarak bulunduğu görülür. Semahlar "Cem" adı verilen toplantıların son kısımlarında çalınır ve dönülür (playing). Bu arada en az bir bölümlü olabildiği gibi birden fazla bölümlü de olabilir. Her bölüm bağımsız deyiş ve nefeslerden oluştuğu için bunların ayrıca söylenmesi de söz konusudur. Semahları şu şekilde bir tasnife tabi tuttuğumuzda;

îl, ilçe, kasaba isimleriyle anılan semahlar: Erzincan Semahı, Keskin semahı, Şiran semahı.
Kuş ve hayvan isimleriyle anılan semahlar  : Turnalar Semahı, Kırat Semahı.
Kişi ve topluluk isimleriyle anılan semahlar: Hızır Paşa Semahı, Koyun Baba Semahı, Kırklar semahı, Hubyar Semahı.

ZEYBEKLER: Ege bölgesinin tamamı ile Akdeniz bölgesinin bir kesiminde çalınan ve söylenen oyunlu ezgi türüdür. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı oynarlar. Erkek zeybekleri'nde kahramanca bir eda vardır. Zeybeklerin icrasında Davul-Zurna başta olmak üzere Bağlama ailesi, kabak kemane, darbuka, kaşık gibi enstrümanlar kullanılır. Zeybekler ağır, orta ve hızlı olmak üzere yapısal çeşitlilik gösterir. Yurdumuzun Ankara, Çankırı, Kastamonu gibi illerinde de zeybeklere rastlanır.

TEKE ZORTLATMALARI: Teke bölgesinde çalınan ve söylenen oyunlu ezgilerdir. Hareketli ve hızlı bir oyun karakterleri vardır. Teke zortlatmaları 9 zamanlı örneklerdendir.

HORONLAR: (Horan, Horom)
Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yoğunlaşan oyunlu
ezgilerdir. Yapı itibariyle hızlı karakterli oyunlardır. Horonlara eşlik eden saz çoğunlukla kemençedir. Zaman zaman davul, zurna, kaval ve tulum'la da horonlar çalınır, söylenir ve oynanır. 7 ve 9 zamanlı usullerin yanında karma usullerin de horonların bünyesinde yer aldığı görülür.

HORO (HORA): Trakya bölgesi'nde çalınan ve söylenen oyunlu ezgilerdir. Karşılamalardan farklı olarak 2 ve 4 zamanlı usuller bu türde daha fazladır.

KARŞILAMALAR: Daha çok Trakya ve Marmara ile Karadenizin Giresun, Ordu illeri civarında rastlanan karşılıklı oynanan oyunlardır. Çoğu zaman 9 zamanlı bir usul yapısı ile karşımıza çıkar. Anadolu'nun bazı yörelerinde "karşı-beri", “var-gel” gibi isimler alır.

 

 

Yorum (4) Yorum yaz!