Oyalar...











Anadolu toprağının bin bir türlü bitkisi, rengârenk çiçekleri kadın ruhunda, düşünde, gözünde ve elinde oyalarla yeniden doğar. Bitkilerin, çiçeklerin tanrıçası İyonya’lı Flora, ölümsüzlüğünü oyalarda sürdürür. Avrupa’da ‘Türk danteli’ olarak adlandırılan oyanın tarihçesinin Anadolu’da Friglere, MÖ 8. yüzyıla dayandığı tahmin ediliyor. Kimi kaynaklar, iğne ile yapılan örgülerin 12. yüzyılda Anadolu’dan Yunanistan’a ve oradan da İtalya üzerinden Avrupa’ya geçtiğini belirtir. Eski geleneklerde, kadınların başlarına giydikleri hotozları, baş örtüleri, yazmaları, mevlut örtüleri, namaz örtüleri değişik tür oyalarla süslü olurdu. İç giysilerde, üst giyim süslerinde, ‘çevrelerde’, ‘peşkir’lerde, daha birçok yerde dekoratif süs malzemesi olarak da kullanılırdı. Ege’nin ‘erkek başlıkları’ da, kat kat oyalarla donatılırdı.





EN DEĞERLİSİ, İĞNE OYASI
Anadolu’nun her yöresinde değişik biçim ve motiflerle karşımıza çıkan oyalar, kullanılan araçlara göre farklı isimler alır: İğne, tığ, mekik, firkete (çatal), boncuk, çaput, püskül gibi...
İğne oyası, varlıklı, aristokrat, şehir kadınlarının ürettiği bir oya türüdür. Dikiş iğnesi ve genellikle ipek iplik ile işlenen bu oyalar, özellikle Osmanlı Sarayı’nda en güzel örneklerini vermiştir. Tığ oyaları, tek tığla istenilen renklerde farklı şekiller verilerek örülebilir. İğne oyasından farkı daha kalın bir iplik kullanılması ve daha kaba görüntüsüdür.
Mekik oyalarını daha çok, köy ve kasaba kadınları üretir. Kemikten yapılmış, küçük bir mekikle dokunur. Tek veya iki renk kullanılır. Firkete (çatal) oya, bir renk ipliğe boncuk, pul, mercan, inci dizilerek örülür.
Daha çok köylerde kullanılan ve kıt olanaklarla çok güzel yaratıcı örneklerin çıkarıldığı çaput oyasında, renk renk bez parçalar kare şeklinde kesilip katlanır ve tığla örülür. Püskül oyaları da tığla işlenir.

Anadolu’da sıkça rastlanan boncuk oyası ise, tığ ve iğne ile örülen oyaların uçlarına çeşitli renkte boncukların geçirilmesiyle yapılır. Koza oyalarının malzemeleri koza parçalarıyla ipektir. Ana motifler kozalarla meydana getirilir, sonra da iğne ve tığ ile örülmüş kısımlara eklenir.

ÇİÇEKLERİN DİLİ OLSA
Kadının zarafeti, duyarlılığı, yaratıcılığı, hassasiyeti, doğurganlığı, doğayla bütünleşmesi ve felsefesi en güzel oyalarda gözlenir. Bu incelikli ve zarif sanatın gizemli bir dili vardır. Genç kızlar, yeni gelinler, genç kadınlar, umutlu–umutsuz aşklarını, beklentilerini, müjdeli haberleri, mutluluklarını, mutsuzluklarını, küskünlüklerini, kocaları ile geçimsizliklerini oyaların diliyle çevrelerine iletirlerdi.
Örneğin Marmara ve Ege yöresindeki çiçek oyaları başlı başına bir olaydır. Kadın, başını doğanın insana sunduğu en güzel armağan olan çiçeklerin oyalarıyla donatırdı. Ve bu çiçeklerin türü, yaşa göre de değişirdi. Yaşlı neneler, küçücük kır çiçeklerini kullanırlardı.


Bir nevi toprağa dönüşünü simgelerdi bu kır çiçekleri. Kızlar, gelinler, genç kadınlar, gül, çardak gülü, karanfil, yasemin, sümbül, menekşe, nergis, yıldız çiçeği, küpe çiçeği oyalarını kullanırlardı. Ve hepsinin de şekliyle, rengiyle ilettikleri mesajlar vardı.
Kırkına gelen kadınlar boynu bükük lâle çiçeğini kullanırlardı. Sarı nergis oyasını başına bağlayan, Latin şair Ovidius’un MÖ 8. yüzyılda yazdığı Narkissos şiirindeki gibi, ümitsiz aşkını duyururdu.
Erkeği gurbete giden kadın, yaban gülü oyası; yeni gelinler, gül, çardak gülü oyası bağlardı. Sevdiğiyle evlenecek olan nişanlı kız, pembe sümbül ve badem çiçeği; aşık kız, mor sümbül oyası takardı. Erik çiçeği oyasını, gelinler kullanırdı. Kocasıyla arası ‘nahoş’ olan yeni gelin, başına biber baharı oyasını seçer; “ilk günlerinde evliliğime acı düştü” demeye getirirdi. Yok eğer kırmızı acı biber oyası bağlanmışsa başına, bu kocasıyla arasının biber gibi acı olduğuna işaretti.

TÜRKAN ŞORAY KİRPİĞİ’
Konya’da nişanlı kızlar, kayınvalidelerine oyalı yazma gönderirler. Eğer kızın gönderdiği ‘çayır çimen’ oyasıysa araları iyi demektir. Yok eğer ‘mezar taşı’ oyası göndermiş ise “aramızdaki soğukluk ölüme dek sürecektir” anlamına gelir. Yollanan ‘kıllı kurt’ oyası ile, genç kız, ilişkilerinin hoşnutsuzluğunu belirtmiş olur. Bu olay düğün töreni sırasında komşular tarafından izlendiğinden elbette tüm kayınvalidelerin dileği gelinlerinden ‘çayır çimen’ oyası alıp başlarına bağlamaktır.
Erkek ailesi de gelinine iki veya üç adet çiçek oyalı ‘gelinlik yazması’ gönderir. Gelin başı, gönderilen bu oyalarla hazırlanır. Anadolu’nun bazı yörelerinde gelinlere, dal çiçek oyaları takılır. Pek çok çeşidi olan dal oya, dallı budaklı, çoluklu çocuklu olmak isteyen gelinin bir nevi hayat ağacıdır.
Oyalarda sadece kadının duyguları değil, toplumda iz bırakan olaylar da izlenebilir: ‘Paşa yıldızı’, ‘Zeki Müren kirpiği’, ‘Türkan Şoray kirpiği’, ‘Ecevit kirpiği’, ‘kaymakam gülü’, ‘Atatürk çiçeği’, ‘Japon gülü’,sarhoş bacağı’, ‘çoban biti’, ‘bekar biti’, ‘hanım köleye sarıldı’, ‘köle hanıma sarıldı’, ‘garip yuvası’, ‘topal kız’, ‘kral kızı’, ‘saray süpürgesi’, ‘gelin güvey oyası’, ‘elti eltiye küstü’ ve daha niceleri oyalara geçirilir. Anadolu’daki köklü kültürün ürünü ve başka dillerde karşılığı bulunmayan oyalar, günümüzde kadınların başörtü kenarlarını süslemekle kalmıyor, modern tasarımlarda da aksesuvar olarak kullanılıyor. Yüzyıllardır da çeyiz sandıklarının önemli bir parçasını oluşturmaya devam ediyor.
















Yorum Yaz